Turktime
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
CHP İktidar Olabilir mi?
Adnan Küçük
YAZARLAR
20 Haziran 2023 Salı

CHP İktidar Olabilir mi?

CHP’nin Tarihi Hikâyesi

CHP, 09 Eylül 1923 günü “Halk Fırkası” adı ile kuruldu.

10 Kasım 1924’de Halk Fırkası’na “Cumhuriyet” kelimesi eklendi. Bu şekilde bu partinin resmi adı “Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF)” haline geldi.

CHF’nin adı, 29.05.1935 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) olarak değiştirildi.

CHP, kurulduğu günden bu yana kendini Cumhuriyetin kurucusu olarak vasıflandırır.

CHP, 1923’den 1950’de yapılan demokratik seçimlere kadar tek başına iktidara geldi.

CHP, 21 Temmuz 1946 tarihinde açık oy gizli tasnif usulüne göre hileli bir şekilde yapılan genel seçimlerde son kez tek başına ezici çoğunlukla iktidara geldi.

1950-1960 arasında yapılan tüm seçimleri, Demokrat Parti tek başına kazandı.

27 Mayıs askeri darbesinden sonra 15 Ekim 1961 günü yapılan seçimlerde CHP tek başına iktidar olabilmesi için yeterli çoğunluğu sağlayamadı. CHP bu seçimlerde, 450 milletvekilinden oluşan Millet Meclisinde 173 milletvekilliği elde edebildi. CHP, askeri cunta yöneticilerinin ağır baskıları altında, 1961-1965 yılları arasında koalisyon hükümetleri kurdu.

CHP14 Ekim 1973 tarihinde yapılan TBMM seçimlerinde geçerli oyların % 33'ünü alarak 185 milletvekilliği kazandı ve birinci parti oldu. Fakat tek başına iktidar olamadı ve Milli Selamet Partisi ile koalisyon hükümeti kurdu.

CHP, 05.06.1977 günü yapılan TBMM seçimlerinden geçerli oyların % 41.3’ünü alarak 213 milletvekilliği kazandı ise de, tek başına iktidar olabilmek için 226 milletvekili kazanamadı. Bu çoğunluk, CHP’nin tek başına hükümet kurmasına yetmedi.

CHP, Cumhuriyetçi Güven Partisi, Demokratik Parti ve bağımsızların desteğiyle 5 Ocak 1978 tarihinde koalisyon hükûmeti kurdu. Bu hükümetin ömrü çok uzun sürmedi ve 12 Kasım 1979 tarihinde Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel tarafından kurulan azınlık hükûmetine kadar devam etti.

Milli Güvenlik Konseyi tarafından çıkarılan 16 Ekim 1981 tarih 2533 sayılı kanunla diğer partilerle birlikte CHP de feshedildi ve bütün malvarlığı Hazine’ye aktarıldı.

20.12.1989 tarihinde Halk Partisi kuruldu. 13 Temmuz 1990’da alınan kararla partinin adı “Cumhuriyet Halk Partisi” olarak değiştirildi. Bu partinin, 1980 Askerî Darbesi’nden sonra 16 Ekim 1981’de tüm siyasî partilerle birlikte kapatılan Cumhuriyet Halk Partisi adını almasının ardından, bu parti hakkında AYM’nde kapatma davası açıldı. CHP kurucular kurulu 25.01.1991’de aldığı kararla partinin adından “Cumhuriyet” kelimesini çıkardı. Bu ad değişikliğine rağmen, AYM 24.09.1991’de verdiği kararla bu partinin “2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 96. maddesine aykırı davranışları” gerekçesiyle kapatılmasına karar verdi.

19.06.1992 Tarih ve 3821 sayılı kanunla 12 Eylül sonrasında kapatılan partilerin yeniden açılabilmelerinin önündeki kanunî engel kaldırıldı. Bu kanunun 2. maddesine göre, “2533 Sayılı kanuna göre kapatılan partilerle AYM dışında başka mahkeme veya kurullarca kapatılan partiler, son büyük kongre veya kurultay üyelerinin hayatta kalanlarınca alınacak kararla aynı ad, rumuz, amblem, rozet ve benzeri işaretleri kullanılarak yeniden açılabilir”.

3821 Sayılı kanunun kabulünden sonra, CHP’nin 1981 yılında kapatılmasından önce son kez 1979 yılında yapılan 8. Olağanüstü Kurultay delegelerinin büyük çoğunluğunun katılımıylaoluşan Kurultayda, oybirliği ile alınan kararla 09.09.1992’de CHP yeniden açıldı.

CHP, 1992 yılında kurulduktan sonra girdiği hiçbir seçimde tek başına iktidara gelemedi.

Aslında, bu hikâye, CHP, açısından belki kurumsal devamlılık yönünden bir başarı olarak görülse de, demokratik zeminde tek başına iktidar olarak icraatlarını hayata geçirebilmesi açısından bir başarı hikâyesinden söz edilemez.

Ülkemizde Siyasi Partilerin Tek Başına İktidar Hikâyeleri

Burada 1923-1950 arası süreçte CHP için bir başarıdan söz edilemez. Çünkü CHP, 1923-1946 arasında tek başına seçimlere katıldı, 1946 seçimlerini de hile ile kazandı. Asıl başarı hikâyesi demokratik zeminde yapılan seçimlerlde söz konusu olabilir. CHP, bu başarıyı 1950 seçimlerinden sonra hiçbir zaman yakalayamadı.

Demokrat Parti, 14 Mayıs 1950 seçimlerinden itibaren 27 Mayıs askeri darbesine kadarki dönemde demokratik zeminde yapılan üç seçimde de büyük zaferler kazandı.

Adalet Partisi, 1965-1971 yılları arasında tek başına iktidar olarak, zaferlere imza attı

Turgut Özal’ın kurucu genel başkanlığını yaptığı Anavatan Partisi, 1983-1991 yılları arasında tek başına iktidara gelerek büyük zaferler elde etti.

Adalet ve Kalkınma Partisi, 2001 yılında kurulduktan kısa süre sonra 2022 yılında girdiği ilk seçimlerden bu yana sürekli iktidara gelerek, ülkemizde demokratik zeminde emsaline şimdiye kadar rastlanamayan büyün zaferlere imza attı.

CHP’nin Başarısızlık Hikâyesinin Temel Sebepleri

CHP’nin başarısızlığının temel sebeplerinin kaynağını, bu partinin program, söylem ve halkın muhafazakâr çoğunluğuna yönelik tavırlarındaki dışlayıcılıkta aramak gerekir.

Burada, önce son devrin büyük İslâm Âlimlerinden Bediüzzaman Said Nursi’nin CHP ile alakalı tespitine yer vermek istiyorum:

“Asil Türk milleti ihtiyarıyla Halk Partisinikat’iyyen iktidara getirmeyecektir. Çünkü Halk Partisi iktidara gelecek olursa, komünist kuvveti aynı partinin altında bu vatana hâkim olacaktır. Hâlbuki bir Müslüman kat’iyyen komünist olamaz, anarşist olur” (Said Nursi, Emirdağ Lahikası 2, s. 206).

Burada, şu söylenebilir: Bu tespit, “CHP kanadı altında ülkemize komünizmin hâkim olması tehlikesi devam ettiği sürece geçerli idi; şu anda böyle bir tehlikeden söz edilemez”.

Fakat şimdilerde, her ne kadar ülkemiz için, komünizm tehlikesi kalmamış ise de, hem bu tehlikenin yerine ikame olan bazı azim tehlikeler mevcuttur, hem de CHP’li yöneticilerin hala devam etmekte olan ciddi hataları söz konusudur; bunlar şu şekilde sıralanabilir:

- CHP’nin PKK’nın mutlak güdümünde olan siyasi uzantısı mahiyetindeki HDP ile yaptığıseçim ittifakı sebebiyle ülkenin birlik ve bütünlüğünün tehlikeye girmesi;

- CHP’nin, ülkemizin bekasını derinden etkileyecek şekilde emperyal güçlerin güdümünde olduğu yönünde izlenimvermesi; bu izlenimi haklılaştıran olguların yaşanması sebebiyle“Kılıçdaroğlu’nun dış güçlerin projesi” olduğu algısının güçlü şekilde oluşması;

- Halkın dindar kesimlerinin hala lümpen bir yaklaşımla aşağılanması;hala bazı CHP’lilerin, bir yandan helalleşme söylemi ile dindar kesime gül gösterirken, diğer yandan Ayasofya’nın tekrardan müzeye çevrileceğinden, ezanın Türkçe okunmasından söz ederek, başörtüsü ve aile ile alakalı anayasa değişikliğine karşı çıkarak sopa göstermesi, gösterilen bu sopanın, muhafazakar seçmenler nezdinde gül sunulmasını etkisizleştirmesi;

- Kırsal kesimlerde yaşayanlara yönelik aşağılayıcı açıklamalar yapılması;bu bağlamda, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “kentlerde oturan insanların tamamı demokrasiden yana oy kullandı.Acaba kırsaldaki insan neden bu ekonomik yıkımdan etkilenmedi diye. Çok basit, ayda 500 lira verdiğinizde zaten harcayacak yer yok” diyerek, sadece CHP’ye oy verenleri demokrat, 28 Mayıs 2023 seçimlerinde Erdoğan’aoy veren 6 milyon 100 bin 355köylüyü de, cahil, demokrasiden anlamayan, oyunu 500 TL’ye satan, aşağılık, bidon kafalı kişilikler olarak nitelemesi;

- CHP’li yetkililerin ve CHP’li kimliği belirgin olan kişilerin, örgütlerin, medya kesimlerinin, dindar seçmenler nezdinde, aileyi tahrip etmeyi amaçlayan sapkın örgütlüyapılar olarak bilinen LGBT eğilimli kişi ve oluşumları hararetli ve güçlü bir şekildedestekleyici yönde açıklamalar yapmaları; CHP’li belediyelerin, LGBT’lilere yönelik imkânlar sağlamaları, onlara destek olmaları;

- Bazı CHP’li yöneticilerle, belediye başkanlarının ve CHP’li kimliği belirgin olan bazı toplumsal kesimlerin, 14 ve 28 Mayıs seçimlerinde depremzedelerin Cumhur İttifakına oy vermelerinde; deprem bölgesindeyaşayan halka verilen deprem paraları veimkânlarınınetkili olduğuna vurgu yaparak, bu kesimlerin de, tıpkı Erdoğan’a oy veren köylüler gibi “oylarını seçim paralarına satan aşağılık kişiler” olduklarını belirtmeleri; 

- En üst düzeyde CHP’li yöneticilerin, 15 Temmuz kanlı ihanet kalkışmasını gerçekleştiren FETÖ terör örgütü mensuplarını affedecekleri yönünde vaadlerde bulunmaları;

- CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun TRT’yi izleyen köylüleri14-28 Mayıs seçimlerindeki hezimetin sorumlusu olarak görmesi; bu yolla köylüleri aşağılaması;

- CHP’nin genel Başkanı ve diğer yöneticilerinin, PKK’nın en üst düzey yöneticileri tarafından Kılıçdaroğlu’na ve Millet İttifakına yönelik desteklerini inkâr etmeleri, bu desteğin faili olarak AK Parti’yi görmeleri; bu çarpıtma yoluyla, CHP yönetiminin hala halkın terörle alakalı hassasiyetlerini görmeme konusunda ısrar etmesi; kasıtlı olarak PKK desteğinin siyasi yansımalarını yanlış okumaları;

- Kılıçdaroğlu’nun, 14 ve 27 Mayıs seçimlerindeki hezimetten sonra “her şey benim açımdan doğruydu. Bir pişmanlık söz konusu değildir” diyerek, hezimete sebep olan siyasi hatalarla alakalı hiçbir muhasebe yapmaması, bu hataların sonraki yıllarda yapılacak seçimlerde de tekrarlanmasının muhtemel olması;

- CHP yönetiminin, geçmişte meydana gelen hatalarla alakalı hiçbir özeleştiri yapmayarak, geleceğe yönelik seçmen tabanının genişlemesini sağlayıcı yönde umut vaat eden bir yol haritası sunmaması;

- Kılıçdaroğlu’na verilen %47.82’lik oyun Kılıçdaroğlu ve CHP’nin başarısı olarak görülmesi.Oysa CHP açısından asıl başarı ölçütünün, Millet İttifakından ziyade CHP’nin aldığı oylar olması gerekirdi. CHP, 14 Mayıs seçimlerinde %25.33 oy almış görünse de, esasen bu oyların bizce bilinmeyen orandaki miktarı, Millet İttifakı bileşenleri içinde CHP listesinden seçimlere giren Saadet Partisine, Gelecek Partisine, Deva Partisine ve Demokrat Partiye aittir. Bu partilere takriben %2 oy verilecek olursa, CHP’nin oylarında son on yıldır bir gıdım artış söz konusu değildir. CHP’nin oylarındaki bu donmuşluk görülmeksizin, Millet İttifakına verilen oyların başarı olarak lanse edilmesi, CHP’li yöneticilerin bir diğer hatasıdır.

- Tam 12 seçim yenilisinden sonra hala, CHP’nin donukluğunun aşılamaması, bu donukluğun sebebinin sahici manada sorgulanarak, gerekli derslerin çıkarılmamış olması; aynı hataların bundan sonra da devam edeceğinin muhtemel görünmesi.

Nihaî Değerlendirme

Lümpen bir yaklaşımla, kendilerine oy vermeyenleri aşağılayıcı üslupla itham eden CHP ve onunla bütünleşen partilerin, bu politikaları sürdürdükleri müddetçe, yakın gelecekte iktidar olma ihtimali zayıf görünmektedir.

Üst düzeyde ekonomik krizin yaşandığı bir ortamda seçimi kazanamayan CHP’nin ekonomik şartların daha da iyileştiği gelecekte, iktidar olma şansı daha da zayıflayacaktır.

CHP’li yöneticiler, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Recep Tayyip Erdoğan gibi merkez sağ partilerin karizmatik liderlerinin, halkın gönlüne dokundukları gibi hasbi ve samimi dokunuşlar sergilemedikçe, bu partinin yakın bir gelecekte tek başına ya da ittifak halinde iktidara gelebilmesi uzak ihtimal görülmektedir.

CHP’li yöneticiler, kendi tabanı dışındaki seçmenlere kesinlikle güven vermiyor. CHP, bu güven bariyerini aşmadıkça, iktidar olamaz. Çünkü CHP’nin iktidar olabilmesi, kendi tabanı haricinde kalan seçmenlere güven vererek oy devşirmesine bağlıdır.

CHP’li yöneticiler ve etkili taraftarları, lümpen tutumlarını sürdürdükleri sürece, merkez sağdan giden bazı emanet oylar, zamanla asıl adreslerine tekrardan dönecektir.

CHP, 12 seçimde yaşadığı hezimetlerin gerçek sebeplerine yönelik sahici bir sorgulama, hesaplaşma ve yaşanan hataları sahici manada giderme yönünde politikalar geliştirmediği sürece, iktidara yaklaşması mümkün ve muhtemel görünmemektedir.

CHP, PKK güdümlü HDP ve FETÖ ile sıcak diyaloglarını, bu terör yapılarının yabancı efendileri ile uyumlu ilişkilerini sürdürdüğü müddetçe iktidara yaklaşamaz.

Peki, bütün bu söylenen ikazlara CHP yönetimi ne kadar itibar eder?

Bu soruya şimdiden net cevap verebilmek oldukça zordur.

Bütün bu önerilerin yerine getirilmesi, esasen CHP’nin kimlik değiştirmesi demektir. CHP, bu yeni kimliği ile tabanını halkın geniş kesimlerine yönelik geliştirebilecektir. CHP’nin bu yeni kimliği, demokrasinin daha da güçlenmesini sağlayacaktır. Çünkü demokrasi gücünü, muhalefetin halkın geniş kesimlerine güven vermesinden alır.

Terörle ilişkili görüntüsü veren, müstemleke güçlerin Türkiye’deki uzantıları izlenimini güçlendiren, bazı toplumsal kesimleri aşağılayarak küstüren bir muhalefet partisi, hem demokratik iktidar değişiminin önünü aralayamaz, hem de muhalefetin zayıflığından demokrasi zarar görür.

Güçlü muhalefet, iktidarın da güçlenmesine katkı sağlar. Muhalefetin zayıflığı sebebiyle iktidarın da zayıflamasına rağmen iktidarını sürdürmesinden Türk demokrasisi ve ekonomisi olumsuz yönde etkilenir.

Muhtemelen, gelecekte iktidara gelme ümidini tamamen kaybeden muhalif seçmenler, ya zorlayarak CHP’nin milli kimliğe bürünmesini sağlayarak iktidara gelme şansını artırır, ya mevcut kimliğinisürdüren CHP’ni tasfiye ederek bir başka sahici manada milli görüntü veren, bu yolla geniş kesimlerde güven tesis eden bir başka partinin oluşumunu sağlar ya da daha uzunca bir süre, CHP bu lümpen kimliği ile iktidardan uzaklarda varlığını devam ettirir.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Turktime uygulamasını indirin, günün gelişmeleri cebinize gelsin.
Google Play
App Store
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2024 Turktime