Turktime
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Kör Nokta
Bülent Kuşoğlu
YAZARLAR
27 Aralık 2012 Perşembe

Kör Nokta

Bütçe geçen hafta bitti, rahatladım. Ekim sonundan beri özellikle Plan ve Bütçe Komisyonu’nda oldukça yoğun günler geçirdim. Ailemle, eş ve dostlarla görüşmeye vaktim olmadı. Hatta çoğunlukla telefonlara dahi bakamadım. Darılttığım çok arkadaşım oldu. Ben özellikle kamu hizmeti görüyorken pek kendimle yani özel hayatımla ilgilenmeyi sevmem. Daha doğrusu işimi şahsi yaşamımın önünde tutarım. Belki devlet memuriyetinden kalma bir alışkanlık, belki bana ait bir hassasiyet ama işim daima önceliklidir. O yüzden farkında olmadan darılttığım eş-dosttan özür diliyorum. Telefonum açık ama sessizde duruyordu, arayanlar çaldığını fakat benim cevap vermediğimi sanıyorlardı. Ancak, ben telefona bazen ara verilince bazen de ancak akşam geç saatlerde bakabiliyordum. Tabii 50-60 telefon gelmiş oluyor, cevap vermeye fırsat dahi bulamadan yenileri ekleniyordu.

Siyasetçinin telefonu daima açık olmalı ve her halükarda cevap vermeli kuralını maalesef çok ihlal ettim bundan sonrada edeceğim. Telefondan bazen nefret ediyorum. Olmadık yerde, zamanda çalan, içinde bulunduğunuz ortamda değil de sizi daima başka bir alemde yaşatan, bulunduğunuz ortamdaki arkadaşlarınızdan uzaklaştıran telefondan gerçekten nefret ediyorum. Bakıyorum bazen aynı masada oturduğunuz arkadaşlarınızın her biri zamanın çoğunda telefonla görüşüyor ama aynı süre birbirleriyle görüşmüyorlar. Sohbet ederken birbirine dikkat etmeyen, gözüne bakmayan, telefonlarla başka yerlere giden, ilave olarak gürültü ve saygısızlık eden arkadaştan gerçek dost olur mu? Telefon kullanmanın ve telefonla aramanın da bir adabı olmalı. Bu adabı oturttuğumuzda kent hayatını kendi kurallarımızla oluşturmaya başlamış olacağız.

Biliyorum, telefon aynı zamanda bilgisayar, fotoğraf makinesi, televizyon, saat, meteorolojik bilgi kaynağımız, yol durumu bildiren aracımız, oyuncağımız, nerede ise her şeyimiz. Psikolojik eksikliklerimizi, yalnızlığımızı gideren bir aygıt. Gittikçede gelişiyor, 3-5 yıl sonra vazgeçilmezimiz olacak. Boş bir dakikamız olsa kullanma ihtiyacı duyuyoruz. Bir keresinde başka bir şehre 2 günlüğüne giderken elimdeki eşyalar nedeniyle ellerim telefonu arabada unuttu. O iki gün inanın bazı önemli şeyleri kaçırdığım duygusuna kapıldım.

Neyse, bu yazımda aslında “kör nokta” kavramından bahsedecektim. Çok az yerim kaldı ama yine de yazayım; Amin Maalouf, Türkçede 60-70 baskı yapmış eserlerine rağmen  benim geç keşfettiğim yazarlardandır. Bazı eserlerini sizlerle de paylaşırım. Bugünlerde son romanı “Doğu’dan Uzakta” yı okuyorum. Orada bu kör noktadan bahsediyordu, onu sizlerle paylaşacak ve bizden, hem şahsi hem de toplum yaşamımızdan örnekler vermeye çalışacak ve sizden de benzer örnekleri yorumlarınıza katmanızı isteyecektim.

Kör nokta için şöyle bir örnek vardı kitapta: “Bu fikir aklıma biz kolejdeyken gelmişti. Sınıfta Fransız Devrimi zamanında ilan edilen ‘İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi’nden söz ediliyordu. Bir öğrenci, kadınların da bu hakların kapsamına dahil edilip edilmediklerini, eğer edilmişlerse niye Fransa’da oy kullanma hakkını ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra elde ettiklerini sormuştu. Öğretmen, gerçeği söylemek gerekirse, bu kanun önünde eşitlik beyanına kadınların dahil edilmediklerini belirtmiş, ama buradan hareketle onların bilinçli olarak safdışı bırakıldıkları sonucuna varılamayacağını eklemişti. Gerçekliğin bu yönü o dönemde yaşamış insanlar açısından tasavvur edilemiyordu, ‘görülemiyordu”, o kadar demişti

Daha sonra her dönemde her toplumda buna benzer tasavvur edilemeyen konular olduğu bunun “kör nokta” olduğu anlatılıyor. Ben de buradan aldığım ilhamla yakın tarihte ve şu anda bizim toplumumuzda ki kör noktaların neler olduğunu anlatacaktım. Hepimiz için kör noktalar daima vardır. Bazılarımız için az, bazılarımız için çok. Farkındasınızdır, o kadar çok kör nokta olarak tanımlayacağımız konu var ki farklı toplum kesimleri için… Dün de vardı, bugün de var. Örnekleri siz verin lütfen benim yerim kalmadı… Ben son olarak hiçbir bilimselliğe dayanmayan bir tahminimi belirteyim; Çok telefonla konuşmak kör noktaları artırıyor.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 hulya
 31 Aralık 2012 Pazartesi 09:36
Kuşoğlu çok önemli bir konuya daha değinmiş ve kesinlikle katılıyorum kedisine;Fazla cep telefonu kullananlar eş,dost ve akrabalarının önemini tasavvur edemiyor gerekn değeri veremiyor bunu idrak dahi edemiyor.
 hulya
 31 Aralık 2012 Pazartesi 09:16
Sn.Kuşoğlu'nun başlığının tam anlaşılamadığını düşünüyorum."Kör Nokta" yerine "idrak edebilme yeteneği"ni koyarsanız ne demek istediğini ve benimde o bağlamda yazdığımı anlayacaksınız.
 Misafir
 31 Aralık 2012 Pazartesi 09:08
Cıssgiller benim için araştırma ypmışsın teşekür ederim de "Hülya’nın kendince haklı takıntısı" diye söze başlamak ne demek oluyor? Neden? Niçin? sorularının cevabı aranmıyacaksa kapatalım ünvesiteleri.Neden? Niçin?Nasıl? Bu üç kelime mcazi anlamda bir insanın uçmasını görmesini sağlayan organlardır.Neden niçin diye olaya bakan herkese "TAKINTILI" dediğimiz vakit göremeyen uçamayan sakat canlı kuş yığınından başka bir şeye benzeyemeyiz.
 CISS
 31 Aralık 2012 Pazartesi 04:13
3- kadınları çocuklarını emzirmek zorundadır, erkekler değil, kadını etkileyen aybaşı hali vardır, erkeğin yoktur. Erkek fizik olarak kadından güçlüdür ve kadının bir erkeğin l baskı ya da tehdidi altında şahitlik yapmak zorunda kalması olasıdır. Yani özetle borç alma verme işlerindeki bu şahitlik konusunun, kadının akli ve duygusal güvenilirliği ile alakası yoktur.” Mirasta kadın ile erkeğin ayrımı için de, yaşamın koşullarına uygun nedenler açıklamış bu âlimler. Araştırırsanız bulup inceleyebilirsiniz. CISS!
 CISS
 31 Aralık 2012 Pazartesi 04:13
2- Örneğin Nisa Suresi 15. Ayet, Nur Suresi 4.ayet, Nur Suresi 6-9. Ayetler de olduğu gibi. Ticari borç evrakları üzerinde 1 erkeğe karşılık 2 kadının (birinin TEDHİLİNDE= YOKLUĞUNDA diğeri hatırlatsın gerekçesiyle) şahitliğinin öngörülme nedeni ise; kadın ile erkek arasındaki fiziksel farklılıktır. Çünkü; Kadın doğurur, erken doğurmaz, kadın doğumdan sonra uzun bir sure dinlenmelidir, erkeklerin buna ihtiyacı yoktur.
 CISS
 31 Aralık 2012 Pazartesi 04:11
1- Hülya’nın kendince haklı takıntısı nedeniyle bi araştırma yaptım. İslam âlimlerine göre (benim kişisel görüşüm değil, zira ben İslam âlimi değilim); “Kuran’ın Bakara Suresi 282 nci ayetinde geçen “iki erkek bulunamazsa bir erkekle 2 kadının şahitliği” koşulu, sadece borç evraklarında yani bu günkü senet sözleşme benzeri belgelerde aranmaktadır. Bunun dışında başka hiçbir konuda erkek ile kadın şahitliğinde bir ayırım yapılmamıştır.
 Misafir
 29 Aralık 2012 Cumartesi 19:58
CHP nin ayağa kalkması için E.Ülker Tarhan hanımın genelbaşkanlığa,Fikri Sağlarında Genelsekreterliğe gelmesi şarttır.Mustafa Sarıgül Istanbul Büyükşehir adayı olmalıdır.Tüm bu değişiklikler Mahalli seçimler öncesi yapılmalıdır.Yoksa öyle meyhanede içme ile bu işler yürümez.Bide antipatik M.İnce ve Hamzaçebi uzaklaştırılmalı,yüzleri çok eskidi.Tisssssssss..
 Misafir
 28 Aralık 2012 Cuma 18:07
CHP nin ayağa kalkması için E.Ülker Tarhan hanımın genelbaşkanlığa,Fikri Sağlarında Genelsekreterliğe gelmesi şarttır.Mustafa Sarıgül Istanbul Büyükşehir adayı olmalıdır.Tüm bu değişiklikler Mahalli seçimler öncesi yapılmalıdır.Yoksa öyle meyhanede içme ile bu işler yürümez.Bide antipatik M.İnce ve Hamzaçebi uzaklaştırılmalı,yüzleri çok eskidi.
 Misafir
 28 Aralık 2012 Cuma 13:31
Abartma ve sulandırma nedir.Toptan yanlış ve toptan doğru yanıltır.Adı defalarca ekranlarda geçen ve mecliste ifadesine başvurulan işkence yaptığı vekillerin yüzüne beni anadan doğma soymuştun dedikleri kişi ve işkence kasetlerine gülenler de var O mekanda.Elbette emir komuta zincirinde iyi niyetli bazıları arada kaynamıştır ama bu biraz önce bahsettiğiniz Dink gibi binlerce cinayeti temizlemez.1993 sadece bir faciadır.Görene.Objektif bakana.BES(yeter)
 hulya
 28 Aralık 2012 Cuma 13:23
11:38 Statik olmadığını bildiğiniz konularda neden statikmiş gibi davranırsınız? Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük,en büyük,en büyük, diye yeri göğü inleten sizler değilmisiniz (sizin gibi düşünenler demek istiyorum)?Bir gazeteci bu davaya gitmezmi?Sn.Atilla gitmeyi bırakın yazarken bile heran başıma bir şey gelir diye korkuyorum demedimi? Daha ne desin.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Turktime uygulamasını indirin, günün gelişmeleri cebinize gelsin.
Google Play
App Store
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Turktime