Seneca, yüzyıllar öncesinden bugünün dünyasına ve modern Türkiye’nin panoramasına kusursuz bir neşter vuruyor: "Hepimiz tüccarlara dönüştük; baktığımız şeylerde kaliteye değil, fiyatlara bakıyoruz. Eğer karşılığını alacaksak dindar da oluyoruz dinsiz de... Şeytanın daha iyi maaş vermesi halinde tarafımızı da değiştiririz." Bu söz, zamana meydan okuyan bir tespitten ziyade, modern insanın trajik bir anatomisidir. Bugün "modern yaşam" olarak kutsadığımız şey, aslında insanın kendi öz değerlerini piyasaya sürdüğü küresel bir panayır. Nesnelerin kalitesini yitirip sadece etiketleriyle var olduğu bu yeni çağda, insan da kendi niteliğini süslü püslü ses çıkaran ambalajına feda ediyor. Alınıp satılabilen her şeyin kutsallığını yitirdiği bir vasatlıkta, ahlak, inanç ve ilkeler birer erdem olmaktan çıkmış; birer "yatırım metasına" dönüşmüş durumda. Güç ve sermaye kimin elindeyse, kitlelerin vicdan pusulası sapmasız bir şekilde o yöne dönüyor. Seneca’nın tasvir ettiği gibi modern Türkiye’nin de sosyoekonomik ve kültürel kodlarında kendine geniş bir yer bulmuştur. Karşılığını aldığı müddetçe kutsallar icat eden ya da mevcut kutsalları birer lobi faaliyetine dönüştüren insan, ruhunu en yüksek teklifi verene satmaya hazır birer ihale mukavili gibidir. Bu durum basit bir yozlaşma değil, ontolojik bir çöküştür. Şeytanın daha iyi maaş vermesi durumunda saf değiştirmeye hazır olan zihniyet, omurgayı bir yük, makyevelliği "stratejik esneklik" olarak adlandırır. Sahip olduğumuz her şeyin fiyatını biliyoruz, fakat hiçbir şeyin değerini bilmiyoruz. Ve şeytanın bordrosuna kaydolmak için sıraya girenlerin dünyasında, parayla satın alınamayan yegane şey insanın kendi omurgasıdır. Çünkü omurga, sadece fiziksel olarak dik durmayı sağlamaz; günümüzün kirli koşullarında eğilip bükülmeden ayakta kalabilmenin, kırılmadan esneyebilmenin ve her şeye rağmen dik hareket edebilmenin yegane merkezidir. Nitekim hem biyolojik hem de ahlaki olarak insanı dik tutan bu yapı; zamanın sert rüzgarlarına karşı kırılmayacak kadar esnek, fırtına dindiğinde ise derhal asıl dikliğine dönecek kadar tavizsiz olmak zorundadır. Her daim koşullar, yapılar, yo netimler, insanlar, menfaatler yaşamlar deg işecektir su rekli deg işen bir yapıya ayak uydurmak bizi belki deg iştirecektir, geliştirmeyecek belki de gerileterek deg iştirecektir. Her durumda siz yine de omurganıza iyi bakın, çünkü omurganız size yaşam boyu arkadaşlık edecektir; varlığınızda sizi dik tutacak, yok olduğunuzda da adınızı ayakta tutacaktır..