Turktime
Tekin Öget

SİYASETİN YAPISAL KRİZİ

28 Eylül 2026 Pazartesi
Facebook'ta Paylaş
X'te Paylaş
Linkedin'de Paylaş
Whatsapp'ta Paylaş
E-posta ile Paylaş

İdeolojilerin İflası, Skandallar ve Güven Erozyonu

Türk siyaset tarihi; yüksek gerilim hatlarının, ani kırılmaların, bitmek bilmeyen çalkantıların ve her dönem kabuk değiştiren skandalların tarihidir. Dünden bugüne köprü kurduğumuzda, geçmişin o büyük ideolojik kavgalarının, memleket meselelerine dair derin teorik tartışmaların yerini; bugün ne yazık ki kişisel hırsların, finansal operasyonların ve dijital dezenformasyon savaşlarının aldığı bir fetret devrine şahitlik ediyoruz. Siyaset kurumu, topluma bir gelecek projeksiyonu sunma işlevini kaybettikçe yapısal bir krize sürüklenmekte ve bu krizin faturası doğrudan toplumsal ahlaka kesilmektedir.

 

Geçmişte siyasi çalkantılar, belirli bir fikri zemine, dünya görüşlerinin çarpışmasına ya da ülkenin makro çıkarlarına dair vizyon ayrılıklarına dayanırdı. İbn Haldun’un toplumsal çözülmeleri başlatan en tehlikeli unsur olarak gördüğü "liyakat tasfiyesi ve asabiyet bağlarının bencil hırslarla çözülmesi" ilkesi, bugün siyasi aktörlerin eliyle adeta kurumsallaştırılmıştır. Siyaset, bir hizmet yarışı olmaktan çıkarılıp, gücü elinde tutanın karşı tarafa diz çöktürmeye çalıştığı amansız bir arena haline gelmiştir. Bu arenada her sarsıntı, her skandal dalgası, toplumu bir arada tutan o görünmez adalet ve güven sözleşmesini kökünden sarsmaktadır.

 

Bu yapısal kriz ve çalkantılar silsilesi, sadece kahvehane sohbetlerinin veya ekran yorumcularının bir tezi değildir; ortada toplumun ruhunu ve akli melekelerini ipotek altına alan çok net istatistiki veriler vardır. Uluslararası bağımsız araştırma kurumlarının ve kamuoyu endekslerinin son yıllara ait küresel verileri, Türkiye’de seçmen kitlelerinin kurumsal siyasete ve siyasi partilere olan güven endeksinin tarihi bir gerilemeyle %30’ların altına düştüğünü göstermektedir. Bu veri bize tek bir gerçeği haykırmaktadır: Halk, siyasetin ürettiği suni gündemlerden, karşılıklı hakaret ayinlerinden ve arka kapı diplomasilerinden yorulmuştur. Siyasetin kutuplaşmadan beslenen bu dili, kitleleri dönüştürmek bir yana, onları kurumsal yapılardan tamamen soğutmaktadır.

 

Özellikle dijital çağın getirdiği dezenformasyon olanakları, siyasi skandalların ve kargo operasyonlarının niteliğini de vahşileştirmiştir. Reuters Enstitüsü Dijital Haber Raporu ve siber analiz çıktılarının verilerine göre, siyasal alanda dolaşıma sokulan montajlanmış içerikler, şantaj kasetleri ve bot hesap destekli iftira kampanyaları, nesnel gerçeklerden 6 kat daha hızlı yayılmakta ve taban manipülasyonunda ana aparat olarak kullanılmaktadır. Siyaset, projelerin ve liyakatin konuşulduğu bir mecra olmaktan çıkmış; kimin elinde kimin dosyasının olduğu, hangi gizli pazarlıkların hangi lobiler arkasında yürütüldüğü şaibeli bir dedikodu mekanizmasına evrilmiştir.

 

Cemil Meriç’in "Müfrit taraftarlık, hakikati görmeyi engelleyen bir körlüktür" uyarısı, bugün bu kirli çalkantılardan beslenen taraftarlar eliyle adeta bir toplumsal histeri krizine dönüştürülmüştür. Necip Fazıl Kısakürek’in o sarsıcı ifadesiyle, kitleler adeta "öz be öz yurtlarında parya" muamelesi görmekte; zihinleri, sahte kahramanların ve kurgulanmış skandalların gölgesinde köleleştirilmektedir. Üstadın feryat ettiği gibi, sahnede sahte bir kavga yürütülürken, perdenin arkasında milletin ve devletin mukaddes değerleri hoyratça çiğnenmektedir.

 

Dünden bugüne gelinen bu trajik noktada, siyasi krizlerin en büyük tahribatı ekonomi ve adalet terazisinde yaşanmaktadır. Güvenin buharlaştığı, liyakatin parti kartvizitlerine indirgendiği bir iklimde, kurumların bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü zedelenmektedir. Siyasetin kendi içindeki bu iktidar kavgaları ve skandallar sarmalı, ülkenin yapısal sorunlarının konuşulmasını engellemekte; her kriz, gerçek reformların üstünü örten elverişli bir sis bombası olarak kullanılmaktadır. Erich Fromm'un ifadesiyle "olmayı" bırakan, sadece makamlara ve nüfuza "sahip olmaya" çalışan siyasi figürler, toplumun geleceğini kendi kısa vadeli ikballerine kurban etmektedir.

 

Gömleklerin Yırtılması ve Arınma Mecburiyeti

 

İdrakimize giydirilmek istenen deli gömleklerini reddeden hür bir bilincin ve hakikate hadim bir kalemin haysiyeti, siyasetin bu bataklık diline ortak olmayı değil, o bataklığı kurutacak ahlaki ve fikri uyanışı inatla savunmayı gerektirir. Türk siyasetinin dünden bugüne biriken bu çalkantılar ve skandallar tortusundan kurtulabilmesinin tek bir yolu vardır: Köklü bir zihniyet devrimi ve liyakat eksenli arınma mecburiyeti. Eğer biz bu kısır döngüyü, bu şantaj ve algı tiyatrosunu reddetmezsek; yarın devlet ciddiyetini emanet edeceğimiz kurumlarımız da toplumun adalete olan inancı da tamamen tasfiye olacaktır.

 

Siyasal aktörlerin toplumun idrakine giydirmeye çalıştığı o kirli ve kutuplaştırıcı deli gömleklerini yırtıp atmak zorundayız. Çıkış yolu; şahısların ve imajların peşinden körü körüne gitmek değil, liyakati, şeffaflığı, hesap verebilirliği ve her şeyden önemlisi ahlakı siyasetin merkezine yeniden yerleştirmektir. Unutulmamalıdır ki; skandallarla, krizlerle ve şaibelerle örülen hiçbir siyasi bina uzun süre ayakta kalamaz. Geleceğini; bu çalkantılı tiyatronun figüranı olmayı reddeden, aklını ve vicdanını temiz tutan ve siyaseti yeniden devletin vakarına, milletin huzuruna hadim kılacak olan o eğilmeyen, tertemiz iradeler inşa edecektir!

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Turktime uygulamasını indirin, günün gelişmeleri cebinize gelsin.
Google Play
App Store
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Turktime