O diziden diğer diziye…
Sanki sektörde başka oyuncu kalmamış gibi!
Zembille mi indiler?
Her kanalda yeni bir dizi başlıyor. Daha ilk bölümü yayınlanmadan kimin oynayacağını tahmin eder hâle geldik. Çünkü karşımıza yine aynı yüzler, aynı isimler, aynı karakterler çıkıyor.
İzleyici de artık açıkça soruyor:
“Yeter artık, bıktık!”
Bir dizide kabadayı, diğerinde katil, başka bir dizide polis, sonra başka bir projede yine karşımıza aynı oyuncu…
Peki başka oyuncu yok mu?
Elbette var!
Hem de çok yetenekli, eğitimli, yıllardır oyunculuk hayali kuran ve kendini gösterebilmek için büyük mücadele veren binlerce genç var.
Türkiye'nin dört bir yanından kalkıp İstanbul'a gelen gençler, oyunculuk yapabilmek için kast ajanslarının kapısını çalıyor. Özellikle Mecidiyeköy, Beşiktaş ve Şişli çevresinde yardımcı oyuncu ve figüran arayan ajansların önünde uzun kuyruklar oluşuyor.
Kimi zaman 600-1000 TL gibi ücretler karşılığında saatlerce sette bekliyorlar.
Sabahın zifiri karanlığında evlerinden çıkıyorlar. Otobüs, metrobüs, dolmuş derken set yerine ulaşıyorlar. Yol parası, yemek, zaman ve emek…
Üstelik bazıları bunun için günlük, haftalık, hatta aylık ulaşım kartları almak zorunda kalıyor.
Bütün bunları neden yapıyorlar?
Oyunculuk yapabilmek, bir gün kendilerini gösterebilmek ve belki de o kalabalığın içinden sıyrılıp bir şans yakalayabilmek için…
Fakat ne yazık ki çoğu zaman o şans gelmiyor.
Daha da üzücü olan ise şu:
Yıllarını oyunculuğa adamış, eğitim almış, hatta oyunculuk eğitimi vermiş usta sanatçılar bile zaman zaman sektörün dışında bırakılıyor.
Oysa bir sektör, geçmişine ve deneyimine sırtını dönerse geleceğini nasıl inşa edecek?
Bir tarafta milyonlar kazanan başrol oyuncuları…
Diğer tarafta soğukta, yağmurda, karda saatlerce bekleyen; birkaç yüz lira için setten sete koşan yardımcı oyuncular…
Aradaki uçurum insanın vicdanını sorgulatıyor.
Üstelik bazı başrol oyuncuları karavanlarından çıkmadan setin diğer tarafında çalışan insanları görmezden gelebiliyor. Oysa o kalabalığın içinde, belki de yarının başrol oyuncusu var.
Bugün figüran olarak bekleyen genç oyuncu, yarın çok başarılı bir sanatçı olabilir.
Ama ona fırsat verilirse!
Çünkü unutulmamalı:
Bir yapımın başarısı yalnızca başrol oyuncusundan ibaret değildir.
Sette çalışan yardımcı oyuncudan figürana, kostüm ekibinden makyöza, ışıkçıdan kameramana, asistanlardan teknik ekibe kadar yüzlerce insan o yapımın ortaya çıkması için emek veriyor.
Peki onların emeğinin karşılığı ne?
Neden bazı oyunculara milyonlar ödenirken setin diğer emekçileri çok daha düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalıyor?
Soruyorum:
Bu büyük bütçeler nasıl oluşuyor?
Ne kadar vergi ödeniyor?
Yapımcı ne kazanıyor?
Yönetmen ne kazanıyor?
Set çalışanlarının emeğinin karşılığı ne?
Bunlar konuşulması gereken sorular.
Bir de işin başka bir tarafı var.
Senaryolar birbirine benziyor.
Hikâyeler birbirine benziyor.
Karakterler birbirine benziyor.
Ve oyuncular yine aynı!
Bir oyuncu bir diziden ayrılıyor, daha birkaç hafta geçmeden başka bir dizide karşımıza çıkıyor.
İzleyici artık bunu fark ediyor.
Çünkü seyirci aptal değil.
Kimin sürekli ekranda olduğunu, kimin hangi diziden hangi diziye geçtiğini görüyor.
Üstelik televizyon dünyasında milyonlar kazanan bazı isimlerin bununla da yetinmeyip farklı programlarda, reklam projelerinde ve başka işlerde sürekli yer aldığını görüyoruz.
Elbette herkes emeğinin karşılığını kazanmalı. Başarılı oyuncuların yüksek ücret almasına da karşı değilim.
Benim itirazım fırsatların adil dağıtılmamasına.
Mesele bir oyuncunun milyon kazanması değil.
Mesele, yetenekli başka insanların o kapının önüne bile getirilmeyişi.
Bir sektörde sürekli aynı insanlara fırsat verirseniz, yeni yeteneklerin ortaya çıkmasını nasıl bekleyebilirsiniz?
Biraz cesaret edin!
Yeni yüzlere şans verin.
Kast ajanslarının getirdiği gençlerin arasından gerçekten yetenekli olanları bulun. Eğitimli oyunculara, tiyatrodan gelen sanatçılara, yıllarını bu mesleğe vermiş ustalara fırsat verin.
Çünkü Türkiye'de oyunculuk yapmak isteyen çok büyük bir genç kitle var.
Ve onların çoğunun tek istediği milyonlar değil.
Bir şans.
Bir kamera karşısında kendisini gösterebilmek…
Bir replik söyleyebilmek…
Bir karakteri oynayabilmek…
“Ben de varım” diyebilmek…
Belki de yapımcıların milyonlar ödediği o tanınmış yüzlerden çok daha yetenekli bir oyuncu, bugün figüran sırasının en arkasında bekliyor.
Fakat onu gören yok.
İşte asıl mesele bu.
Sektör, tanınmış yüzleri tekrar tekrar kullanarak güvenli alanda kalmayı tercih ediyor. Oysa sanat risk ister, cesaret ister, yenilik ister.
İzleyici de artık değişim istiyor.
Bıktık aynı yüzleri, aynı hikâyeleri, aynı karakterleri izlemekten!
Yeni yüzler istiyoruz.
Yeni hikâyeler istiyoruz.
Gerçek yeteneklere fırsat verilmesini istiyoruz.
Ve en önemlisi…
Sette emeği geçen herkesin insan gibi, adil ve hakkaniyetli şartlarda çalışmasını istiyoruz.
Çünkü o diziyi yalnızca başrol oyuncusu çekmiyor.
O diziyi yüzlerce insanın emeği var ediyor.
Ve o emeğin en alt basamağında duran yardımcı oyuncuya, figürana, set çalışanına hak ettiği değeri vermeden bu sektörün gerçekten büyüdüğünü söylemek mümkün değil.
Yazık… Gerçekten yazık.
Milyonlar harcanan bir sektörde, bir insanın emeğinin karşılığı birkaç yüz liraya indirgeniyorsa, artık sadece ücretleri değil, vicdanı ve adaleti de konuşmanın zamanı gelmiştir.