Turktime
Esra Süntar

TANINMAZ KİMLİKLERİMİZ

2 Kasım 2026 Pazartesi
Facebook'ta Paylaş
X'te Paylaş
Linkedin'de Paylaş
Whatsapp'ta Paylaş
E-posta ile Paylaş

Şayet iyi niyet taşıyorsan, neden olmasındı!
Farzet ki yaşadın, bu neyi değiştirir?
Sebebini bilmediğin bir düşünce mi?
Hayır!
Hiç de öyle değil...
Bir günün diğer gününe eşitken, nasıl olur da yıllardan bahsedebilirsin?
"Her kişinin bir diğerine karşı davranış kimliği vardır!"
Kardeşine gösterdiğin o kimliğin, sevgiline gösterdiğin kimliğinden çok çok farklıdır...
Eşine, dostuna karşı tam performans giyindiğin o kimlik, anne ve babana karşı gösterdiğin huy ve davranışlardan çok farklıdır...
Bir erkek/kadın arkadaşına aşırı samimi davranırken, diğerinin karşısına buz gibi bir kimlikle çıkarsın...
Asker arkadaşına bir başka davranır, konferans salonunda ciddiyetini bambaşka giyinirsin...
Sevgiline merhamet, şefkat ve tüm cinsel arzularının yükseldiği şekilde davranırken, diğer kız/erkek arkadaşın seni "kalpsizin teki" diye çoktan etiketlemiştir...
"Herkes senin diğer yüzlerini görmeden yaşar!"
Farkındaysan yolda yürürken kalp atışın başkadır, koşarken daha başka!
Amirinin, patronunun telefonunu cevaplarken ses tonun başka, evladının telefonunu cevaplarken bambaşka kişilikte ses tonuna sahip olursun...
Heyecandan nefes nefese kaldığın bir anda kapı açılsa, bir anda irkilirsin!
Bu ani reflekslerin sebebi olaylara ve insanlara karşı verdiğin tepkilerin kişilik değiştirmesinin birer örneğidir...
Evladına sevimli bir şekilde tavsiyeler verirken aniden ortama hiç sevmediğin biri girse, hemen suratının ifadesi değişir ve o sevimli halinden eser kalmaz!
İnsanların böyle sayamadığım kadar kendi benliklerinde ve hayatlarında kimlikleri, hayatındaki her bir kişiye özel gösterdikleri davranışları vardır...
Geçmişte yaşadığınız bir olayda eski sevgilinizden gördüğünüz davranış şekillerini, yine benzer bir olayla karşılaştığınızda kıyaslamaya çalışırsınız!
Bu yanlıştır!
Hiç kimse birbirine benzemediği gibi herkesin de size gösterdiği yüzleri ve kişilikleri farklı olduğu için asla diğerinin aynısı hareketleri sergilemezler...
Herkesi hayatınızdaki bir önceki kişi ile yargılamak hatadır...
Böyle yaparak korkak ve önyargılı olur, hayatınızdaki yaşayacağınız en güzel sürprizleri kaçırırsınız...
İçine kapanık, geçmişe bağımlı, ezberci, kendisini kısıtlayan biri haline gelirsiniz...
Cesur, atılgan olmak varken, bu dünya hayatınızı önyargılarınızla mahvedersiniz...
İkili ilişkilerde nasıl kişilikten kişiliğe geçiş yapıyorsanız, toplumsal ilişkilerde de kendinizi kaybetmemelisiniz!
"Seninle iken ancak kendim olabiliyorum" dediğiniz kişi veya kişiler vardır...
Kendinizi özel hissedersiniz, dünyalar sizinmiş gibi coşku ve neşe halinde zaman geçirir, rahat eder, sevgi, güven ve refah içinde yaşarsınız...
Fakat yanlarında iken ruh sıkıntısından başınızı taşlara çarpmak istediğiniz kişiler de vardır, bu hayatta...
"Şu iş bitse de gitsem!"
"Çenesini bir kapatsa da, kafamı dinlesem!"
"Az kalsın ölüyorum sandım, o neydi öyle yaşadığım!"

dediğiniz unsurlar, hayatı çekilmez hale getiren insanlar da vardır...
Bir an evvel o ortamı terk etmek istersiniz ve renkten renge girer, bazen de öfkenize hakim olamazsınız...
İnsan hatalar yapabilir ve bazen de bu hatalarını tekrar etmeye devam edebilir...
Çünkü bazen ortam ve şartlar el vermez...
Bazen ise kişi istemsizce kendisini o olayların tam merkezinde bulmuştur...
Tıpkı ailemizi seçemediğimiz gibi kaderimizi de seçemeyiz...
Öyle bir şey olur ki; mesela; "Asla aşık olmam!" dersiniz!
Bir gün bir bakmışsınız, sırılsıklam aşık olmuşsunuz...
Bazen neye uğradığınızı şaşırtan kader döngüleri vardır, böyle!
Anlamaya çalışır durumu, bazen geri çekilir, bazen bodoslama duygularınızın üstüne üstüne gidersiniz...
"Ben böyle biri değilim" dedikçe inadına olaylar daha da sizi içine çeker.
Adeta kapılırsınız, kendinizi dahi anlayamamaya başlarsınız...
Hiç söylenmeyecek sözleri ederken bulursunuz kendinizi!
Hiç yapmadığınız şeyleri ani reflekslere kapılarak yapmaya başlarsınız...
Yaşam döngüsü bazen sizi mantıktan çok uzağa götürür...
"Ben ne yapıyorum böyle, aklım başımda değil galiba" diye kendinizi sorgularsınız...
İşte kaybettiğiniz kendinizi tam anlamıyla yeniden bulmanın asıl fırsatı bu ikilemde kaldığınız yerde gizlidir...
Uçurumun kenarında gibi hissettirir... Bir adım daha atsanız sonsuz boşluğa düşecekmişsiniz gibi panik atak geçirirsiniz...
İşte; "Gerçek ve Hayalin" çakıştığı nokta!
"Ben kimim!" sorularımız da hep bu şekilde başlamıştır...
Mantığın sükut edip reflekslerin konuştuğu yerde tanınabilirlik illüzyonu yıkılıyor...
Ne başkası sabit kalıyor ne de kendimiz...
Tanıdığımızı sandığımız o sabit suretler, sadece sükutun içinde kurduğumuz geçici birer tahayyülden ibaret!
Doğduğumuzda bir anda hiç tanımadığımız insanların ailemiz olduğu gerçeğiyle büyüdükçe yüzleşmek gibidir...!!
Kimliklerimizi yaşadığımız toplum, aile ve kültür döngüsü etkilerken bir yandan da bir o kadar kendimize yabancılaştırır...
Rolden role gireriz...
Üç yaşındaki halimizle, yirmi yaşındaki halimiz hafızamızda bir yerlerde kalırken, biz farkında olmadan tanınmaz hale gelirler...
Bir zamanlar bir olaya aşırı tepki verirken bir bakarsınız aşırı duyarsız kalmışsınız!
İnsan değişkendir!
İnsan kendisini sürekli günceller!
İnsan maskeler toplamıdır!
Üç gün önce haber alamadığı birinden ölümüne endişe ederken, o kişiyi bulduğunda görmek bile istemediği bir sürece girer...
İnsan ulaştığına buz kesilir, ulaşamadığının delisi olur!
İnsan güven bulduğu yerde yetişir, samimiyet hissettiği insanlarla sevinç duyar...
Hayat yaşamamız için en güzel biçimde yaratılmıştır...
Ve umarım en güzel haliyle ömrümüz son bulur...
Velhasıl;
"Tanınabilirlik bir illüzyondur...
Hiç kimseyi 'kendiniz de dahil' tanımanız mümkün değildir...
Çünkü insanlar değişir...
Tıpkı iklimler gibi, gece gibi, gündüz gibi..."
"En çok kiminle uyandığını sanırsın? Yıllardır aynı yastığa baş koyduğun o yabancının, aslında senden kaç kez istifa ettiğini fark edemezsin bile!"
"Aynaya baktığında gördüğün suret, dünkü silüetin bekçisidir; yarınki yabancıya ise henüz ad koymadın!"
"Mantık bazen bir korkağın sığınak kurnazlığıdır; insan ancak aşkın uçurumunda, kendi yankısına çarptığında gerçek yüzüyle tanışır!"
"Dün uğruna dünyayı yakacağın şeyin, bugün külünü bile savurmak istemeyişin bir sadakatsizlik değil; ruhunun kabuk değiştirmesidir. İnsan en çok, değiştiğini kabul edecek cesareti bulamadığında çürür!"
"Asıl tekinsiz olan; yanındakinin sana yalan söylemesi değil; sana sunduğu o 'tanıdık' kimliğin arkasında, senin asla sızamayacağın devasa bir yabancının sessizce yaşamaya devam etmesidir!"
"Yanındaki insanı tanıdığını sandığın o an, onun sana lütfettiği kadarıyla yetindiğin andır. Kimse kimsenin karanlığına tam ruhsat alamaz!"
"Herkesin oyununa katılıp başka başka roller oynarken, kendimize seyirci kalmak!"
"İnsan en çok, 'asla yapmam' dediği yolda koşarken yakalanır kendi gölgesine!"
"İnsan aslında en çok kendi içindeki o meçhul yabancıya yenilmekten korkar!"

Günün 'Esra Süntar' sözü:
"El diye yaslanma arsız bakışa, eş diye sarılma örgün duruşa! Özünü yel alır gider, sözünü sel alır gider! Bağlama gönlünü yalan dünyaya! Canını tez alır gider, şanını naz alır gider!"

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Turktime uygulamasını indirin, günün gelişmeleri cebinize gelsin.
Google Play
App Store
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Turktime