Sabah yine aynı tantanayla başladı gün, doldu içeri sokaktaki o kuru gürültü. Çıkıp baktım biraz pencereden, amaçsızca koşturuyor insanlar bir yerlere. Sanki dünyayı kurtaracaklar gibi aceleci hepsi, çarpıyorlar birbirlerine kör gibi. Düzenin neresinden tutsan dökülüyor artık, saklayamıyor kimse bu kokuşmuşluğu. Dışı parıldıyor her şeyin ama içi bomboş, çürümüş tamamen. Yüzler sahte, gülüşler eğreti. Nezaket dedikleri şey koca bir yalana dönüştü çoktan, midemi bulandırıyor bu riyakarlık. İçi boş bir gösteriş aldı başını yürüdü, sahici bir varoluş kalmadı kimsede, herkes birbirine yabancı bir maskenin ardına sığınmış sadece.
Sokaklar çöp içinde, hava leş gibi, insanların aklı fikri ise daha da karışık ve kirli. Tek dertleri tüketmek olmuş bu kalabalığın. Daha çok eşya almak, daha çok harcamak, saçma sapan şeyleri yığmak istiyorlar önlerine. Çürüme öyle bir işlemiş ki kemiklere, kimse duymaz olmuş kokuyu. Alışmış herkes bu bayağılığa, kanıksamış rezilliği resmen. İnsanın kendi özüne böylesine yabancılaşması akıl kârı değil. Kimse kimseye insan gibi bakmıyor, bir fayda sağlasın, işi bitince de atılsın isteniyor.
Yoruluyor insan bu saçmalığı her gün göz göre göre yaşamaktan. Realite bu maalesef, kaçacak bir yer de bırakmadılar bize. Adaletin adı var sadece ağızlarda, kendisi çoktan buhar olup uçtu gitti. Güçlü olan zayıfı çiğneyip geçiyor, kanun bu oldu artık. Vicdan desen, kimsede izi bile kalmamış. Akşam olunca da bitmiyor bu keşmekeş, sadece şekli değişiyor. Herkes koşarak evine kaçıyor, gömülüyor telefonların, televizyonların ışığına. Uyuşmak, hiçbir şey düşünmemek istiyorlar. Etrafıma baktıkça koca bir nihilist boşluk çarpıyor yüzüme, canımı yakıyor bu his. Gözlerimizin önünde yok olup gidiyor insanlık, kimseden de çıt çıkmıyor. Bazen çekip gitmek istiyorum arkama bile bakmadan ama nafile, tam ortasındayız işte bu koca bataklığın.