Necip Fazıl Kısakürek'in de hocası olan İslam Alimi Seyyid Abdülhakim Arvasi'nin akrabası Lütfü Arvasi'nin bana anlattığı dikkat çekici bir gözlemi paylaşmak istiyorum.
Kendisi de mütefekkir olan Lütfü Arvasi kısa bir süre önce Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki tarihi çarşıya girdiğinde, çarşının üst kısmına büyük, dükkân camlarına ise orta boy MHP Lideri Devlet Bahçeli posterlerinin asıldığını görmüş.
* * *
İlk aklına gelen soru şu olmuş:
"Bu posterleri DEM Parti mi astı?"
Esnafın cevabı ise farklıymış:
"Hayır. Biz çarşı esnafı olarak kendi aramızda karar verdik. Terörsüz Türkiye sürecine verdiği destek nedeniyle Sayın Devlet Bahçeli'ye teşekkür etmek istedik. Keşke Diyarbakır'a gelse; kendisini kalabalık bir şekilde karşılar ve en iyi şekilde ağırlarız."
Bu anlatım, Lütfü Arvasi'nin aktardığı gözleme dayanıyor ve önemli bir toplumsal boyuta işaret ediyor.
Çünkü yıllarca terörün gölgesinde yaşamış bir bölgede, farklı siyasi eğilimlerden insanların ortak paydasının "şiddetin sona ermesi" olması küçümsenecek bir gelişme değil.
* * *
Siyasette asıl belirleyici olan, sloganlardan çok toplumdaki algıdır. Eğer insanlar, terörün bitmesine katkı sunduğunu düşündükleri bir siyasi aktöre kendi iradeleriyle teşekkür etme ihtiyacı hissediyorsa, bu durum dikkatle analiz edilmelidir.
Bu olay, tek başına bir genelleme yapmaya elbette yetmez. Ancak bazen bir çarşıda görülen birkaç poster, toplumdaki değişimin yönüne dair uzun siyasi analizlerden daha fazla ipucu verebilir.
* * *
Tarih, çatışmaların sona ermesinde bazen en beklenmedik aktörlerin en güçlü desteği alabildiğini gösterir. Kuzey İrlanda'da barış süreci, Güney Afrika'da uzlaşma süreci ve İspanya'nın ETA terörüyle mücadelesinin son dönemleri, toplumdaki algının zamanla değişebildiğinin örnekleridir.
Türkiye'de de terörün tamamen sona ermesi yönünde atılan her adımın, siyasi aidiyetlerden bağımsız olarak toplumda nasıl karşılık bulduğu dikkatle izlenmelidir.
Ancak...
Bu sürecin başarıya ulaşmasının önemli şartlarından birisi, toplumun güvenini zedeleyecek adımlardan kaçınılmasıdır. Bu nedenle "Terörsüz Türkiye" hedefi kadar, bu hedefe hangi yöntemlerle ulaşıldığı da belirleyici olacaktır.
İzleyip, beraberce göreceğiz...
Lütfü Arvasi
FİLOZOFLAR BUGÜN YAŞASAYDI...
Bazen düşünüyorum...
Bugün Sokrates yaşasaydı, muhtemelen sosyal medyada "fazla soru sorduğu" gerekçesiyle engellenirdi.
Platon, "İdeal Devlet"i yazmak yerine belki de "İdeal yorumlar nasıl kapatılır?" başlıklı bir rehber hazırlardı.
Diyojen ise elindeki fenerle dürüst insan aramaktan vazgeçer, telefonunun şarjını aramaya başlardı.
* * *
Aradan iki bin yıl geçti.
İnsan değişti, teknoloji değişti, şehirler büyüdü...
Ama insanın zaafları pek değişmedi.
Eskiden filozoflar agorada tartışırdı, bugün yorumlar bölümünde...
(*Agora, Antik Yunan şehirlerinde halkın toplandığı meydandır)
Eskiden insanlar düşüncelerini savunmak için delil arardı, bugün ise kendi fikrine uygun paylaşımı.
Aristoteles, "İnsan düşünen bir canlıdır." derken herhâlde bunu "başlığı okumadan yorum yapan canlıdır" diye güncellemek zorunda kalacağını tahmin etmemiştir.
* * *
Bir de hız çağındayız.
İki bin sayfalık kitabı okumaya üşenen insanlar, on beş saniyelik videodan hayatın sırrını çözmeye çalışıyor.
Oysa felsefe aceleyi sevmez.
Çünkü doğru cevap, çoğu zaman doğru sorudan doğar.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey yeni bir teknoloji değil...
Eski bir alışkanlık.
Düşünmek...
Çünkü düşünmeyen toplumlarda gürültü artar, muhakeme azalır.
Filozofların üzerinden asırlar geçti ama söyledikleri hâlâ güncel.
Demek ki zaman değişiyor; insanın imtihanı pek değişmiyor.
Belki de mesele, daha çok konuşmak değil... Biraz daha düşünmek.
VELHASIL: "İnsan özgürlüğe mahkûmdur." -Jean-Paul Sartre