Turktime
Talat Atilla

Trump'ın uçağına füze mi atıldı? İktidar keyfine baksın; bu muhalefetten hiçbir şey olmaz!

10 Temmuz 2026 Cuma
Facebook'ta Paylaş
X'te Paylaş
Linkedin'de Paylaş
Whatsapp'ta Paylaş
E-posta ile Paylaş

 

 

8 Temmuz akşamı Ankara'da dikkat çekici bir trafik yaşandı. Katar'ın ABD Başkanı Donald Trump'a hediye ettiği yeni Air Force One uçağı, saat 18.00 sıralarında Trump'ın içinde olmadığı bir uçuş gerçekleştirdi. 

Trump'ın uzun yıllardır kullandığı başkanlık uçağı ise yaklaşık 20.30'da Türkiye'den ayrıldı.

Bu zamanlama doğal olarak birçok soruyu da beraberinde getirdi.
Nitekim Trump'a düzenlediği basın toplantısında, "Ankara'dan yeni Air Force One yerine farklı bir uçakla ayrılacağınız yönünde spekülasyonlar var. İran'dan gelebilecek bir tehdit ya da size yönelik bir suikast ihtimali nedeniyle böyle bir karar mı alındı?" sorusu yöneltildi.

Trump'ın cevabı dikkat çekiciydi:
"Bir başkanın hayatı tehlikelidir. Görev başındaki bir Amerikan başkanının ölüm riski yaklaşık yüzde 5,2'dir. Yıllar önce bunu bana söyleselerdi belki de aday olmazdım. Çok tehlikeli bir iş yapıyoruz."
Ardından İran'a ilişkin daha da çarpıcı bir ifade kullandı: "Her zaman tehdit altındayım. Onların listesindeki bir numaralı hedefim."

Bu açıklamalar, güvenlik tedbirlerinin olağan prosedür mü olduğu, yoksa somut bir istihbarata mı dayandığı sorusunu haliyle gündeme taşıdı. 

TRUMP'A FÜZE Mİ ATILDI? 

Bütün bu gelişmelerin yanında, bana ulaşan ancak şu aşamada bağımsız kaynaklar veya resmi makamlar tarafından doğrulanmamış bir bilgi de var.

İddiaya göre, Trump'ın Türkiye'den ayrılışının ardından başkanlık uçağına yönelik bir füze saldırısı girişiminde bulunuldu. Füzenin hedefe ulaşamadığı, etkisiz hâle getirildiği ve olaya ilişkin teknik kayıtların bulunduğu öne sürülüyor.

Bu bilgilerin doğruluğunu teyit edebilmiş değilim. Bu nedenle bunları kesinleşmiş bir olay olarak değil, doğrulanmayı bekleyen bir iddia olarak aktarıyorum. Önümüzdeki günlerde yapılacak resmi açıklamalar ve ortaya çıkabilecek yeni bilgiler, bu iddiaların gerçeklik payını gösterebilir. 

Ancak şu da bir gerçek: Modern devletler, özellikle de ABD, devlet başkanlarının seyahatlerinde kamuoyunun bilmediği çok katmanlı güvenlik planları uygular. Son anda uçak değiştirilmesi, farklı rotalar kullanılması, yanıltıcı uçuşlar veya güvenlik gerekçesiyle alternatif planların devreye sokulması, zaman zaman uygulanan koruma yöntemleri arasında yer alabilir.

Bu nedenle asıl soru şudur:
8 Temmuz akşamı yaşanan sıra dışı uçuş planı, rutin bir güvenlik protokolünün parçası mıydı, yoksa kamuoyunun henüz bilmediği bir tehdide karşı alınmış özel bir tedbir miydi?

Bu sorunun cevabını bugün bilmiyoruz.
Verdiğim bilgilerin yanında belki de önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak yeni açıklamalar, o akşam gökyüzünde yaşananların nedenini daha net biçimde ortaya koyacaktır diye düşünüyorum. 

İKTİDAR KEYFİNE BAKABİLİR... MUHALEFET PARAMPARÇA, EZİK VE PUSULASIZ...

Demokrasilerde iktidarlar kadar muhalefetin kalitesi de önemlidir. Güçlü bir muhalefet, yalnızca iktidarı denetlemez; seçmene umut, güven ve alternatif de sunar.

Bugün Türkiye'de yaşanan tablo ise bambaşka bir fotoğraf veriyor.
Ana muhalefetin aktörleri bir yandan CHP markasının siyasi ağırlığına yaslanıyor, diğer yandan o markayı ayakta tutan sembolleri birbirlerine karşı silah olarak kullanıyor. 

Altı Ok, rakibe yönelmesi gereken bir siyasi pusulayken, parti içi mücadelenin oklarına dönüşüyor.
Bu yalnızca bir parti içi rekabet değildir. Seçmen açısından güven aşınmasıdır.

Muhalefetin diğer aktörlerine bakıldığında da tablo pek farklı görünmüyor. Kimi önceliğini ülkenin meselelerinden çok seçim barajını aşmaya veriyor, kimi siyasi varlığını koruma mücadelesi yürütüyor. Bazı partiler ise kamuoyunda gündem belirlemek yerine, gündemin peşinden koşuyor.

Üstelik milletvekillerinin zaman zaman iktidar partisine geçmesi de seçmende şu soruyu büyütüyor: "Bu partiler gerçekten iktidara talip mi, yoksa sadece siyasette kalmaya mı çalışıyor?"
Siyasetin en önemli sermayesi güven duygusudur. O güven zedelendiğinde, en etkili sloganlar bile karşılık bulmaz.
Dünya siyaseti bunun sayısız örneğiyle doludur.

İngiltere'de İşçi Partisi, yıllarca kendi iç tartışmalarına gömüldü. Toplumun gündemiyle yeniden bağ kurduğu ve ortak bir hikâye oluşturduğu anda yeniden iktidar alternatifi hâline geldi.

İtalya'da merkez sol, uzun süre parçalı yapısı nedeniyle seçmene güven veremedi. Siyasi enerji, rakiple mücadeleden çok iç hesaplaşmalara harcandı.

Fransa'da ise farklı muhalefet bloklarının ortak payda oluşturamaması, iktidarın manevra alanını genişletti. Rakipler birbirini yıpratırken, seçmen istikrar arayışına yöneldi.

Siyasetin değişmeyen bir kuralı vardır:
Bir muhalefet önce kendi içinde iktidar kavgası veriyorsa, ülkeyi yönetme iddiasını seçmene anlatmakta zorlanır.
Bugün Türkiye'de de benzer bir görüntü oluşuyor.

Ekonomi konuşuluyor ama güçlü bir alternatif program toplumun hafızasında yer etmiyor.

Dış politika tartışılıyor ama ortak bir vizyon geniş kitlelere ulaştırılamıyor.
Gençlerin gelecek kaygısı büyüyor ama onları heyecanlandıracak yeni bir siyasi dil üretilemiyor.

Muhalefet çoğu zaman gündemi belirleyen değil, gündeme tepki veren bir pozisyonda kalıyor.
Oysa siyasette sadece eleştirmek yetmez.

İnsanlar kendilerine nasıl bir gelecek vaat edildiğini görmek ister.

Seçmen, öfkeye değil, istikamete oy verir.
Muhalefetin bugün en büyük sorunu iktidarın gücü olmayabilir.

Asıl sorun, toplumun önüne ortak bir hedef, ortak bir hikâye ve ortak bir gelecek koyamamasıdır.
Siyasi partiler kendi iç yaralarını konuşurken, millet kendi derdini konuşuyor.

Bu iki gündem arasındaki mesafe büyüdükçe, sandıkta da mesafe büyüyor.
Belki de muhalefetin kendisine sorması gereken ilk soru şudur:
"Biz gerçekten iktidarı değiştirmeye mi çalışıyoruz, yoksa sadece birbirimizi değiştirmeye mi?"
Sözün özü; İktidar keyfine baksın; bu muhalefetten hiçbir şey olmaz!

VELHASIL: Seni benden başka hatırlayan kalmadı.- T.A.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 İmam Çelik
 10 Temmuz 2026 Cuma 15:34
Muhalefet siz Demokrasi olmaz. Bizim muhalefet (Yani CHP) Dünya da kabul görmüş Demokrasiyi görmeyip, olduğu günden beri yani yıllardır kendine has Demokrasi oluşturmaya çalışıyor. Yani CHP Demokrasisi onu da eline yüzüne bulaştırıp yıllarca Devletin ve Darbelerin Partisi oldu Şimdi de Genel Ahlak Kuralları dışında Kendi içinde savaşıyor. Allah cc bu millete CHP İktidarı göstermesin...
 Misafir
 10 Temmuz 2026 Cuma 14:46
trampın nato zirvesini türkiyede yapmasına razı olmak doğru bir karar değildi. ülkemizi kendi hasta zihniyetine alet ediyor maçası yiyorsa aynı toplantıyı katar dubai suudi arabistan da yapsaydı . milletimiz ve devletimiz bu konuda daha dikaktli ve daha hassas olmalı tuzaklar düşmamali birinci dünya savaşında karadenize giren yavuz ve midilli gemilerini ve sonrasını aklımızda tutmamız gerek. iranın Ülkemiz ve milletimiz için hassasiyetinden dolayı tebrik ve teşekkür ediyorum.
 Reis
 10 Temmuz 2026 Cuma 08:24
Haklısıniz sanırım. Muhalefet kavga kavga . Bsska yok
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Turktime uygulamasını indirin, günün gelişmeleri cebinize gelsin.
Google Play
App Store
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Turktime