Gerçekliğin Sürgünü: Sosyal Medya Çağında ''Yaşamak'' Ne Yana Düşer?
İnsanlar artık internette sadece bir şeyleri "göstermek" için yaşıyor. Sıradan bir kahve içme anı bile binbir türlü sunum kaygısının gölgesinde kalıyor. Yanına peçetesini iliştirmeden, suyunu milimetrik ayarlamadan, çikolatasını estetik bir açıyla yerleştirmeden o kahve içilemez oluyor. Hal böyleyken, o sunum telaşı içinde masaya oturana kadar kahve çoktan soğuyor, köpüğü uçup gidiyor.
Aslında insanları memnun etmek üzere kurgulanmış olan bu hayat sistemi, bir süre sonra bizi tamamıyla yok sayıyor. Kendi hayatımızın içinde, sadece başkalarına şov yapan birer palyaçoya dönüşüyoruz. Sosyal medya, modern insanı birer şov delisi haline getiriyor.
Bir palyaçoya dönüşmek ise sandığımızdan çok daha kolay. Önce küçücük bir parçanızı sergileyerek başlıyorsunuz: Bir gülüşünüzü, bir oturuşunuzu, bir duruşunuzu... Sonra oturduğunuz sandalyeyi, baktığınız yeri, yediğiniz yemeği gösteriyorsunuz. Derken aldığınız tabaklar, giydiğiniz elbiseler sıraya giriyor ve bir bakmışsınız artık her şeyinizi göstermeye başlamışsınız. Gittikçe özel olan ne varsa; detaylıca, anlamsızca ve büyük bir hızla dijital dünyaya dökülüyor. Telefon, elinizden asla düşmeyen, adeta vücudunuzun bir organı haline gelen bir nesneye dönüşüyor ve her anı, diğer insanlara kanıtlamak zorundaymış gibi yaşamaya başlıyorsunuz.
Bu bir hastalık mıdır, yoksa çağın kaçınılmaz bir gerekliliği midir bilinmez. Ancak bildiğim bir şey var: Biz yaşamayı unuttuk. Gerçekten kahve içmeyi unuttuk.
Normalde kahve içmek nedir? Sahi, hiç kimse görmese, elinizde bir cep telefonu olmasa o kahveyi nasıl içersiniz? Kahveyi kaynatırsınız; köpüğü varmış yokmuş bakmadan fincana dökersiniz. Herhangi bir koltuğa, canınızın istediği gibi yayıla yayıla geçer, kahvenizi yudumlar, çayınızı içer, manzaranın tadına varırsınız. Ya da çocuğunuzla konuşurken, sırf birilerine "Ben böyle etkinlikler yapıyorum, çocuğuma böyle zeka oyuncakları alıyorum" diye göstermek uğruna hem kendinizi hem de o çocuğu boş yere yormazsınız.
Kısacası, başkalarına yaptığımız o gösterişli şov bitince, yani resim tamamlanınca geriye ne kalıyor? Gerçeklik... Dijital dünyada paylaştığımız her resim, her şov, her detay bizden bir parça gerçekliği alıp götürüyor.
Çağrı: Bence artık küresel bir akım başlatılmalı: Sosyal medyasız bir hayat.
Sosyal medya hayatımızdan çıktığında, bakalım geriye nasıl bir yaşam kalacak? Kahveyi sahiden nasıl içiyoruz, elbiselerimizi ne için giyiyoruz, saçımızı kime tarıyoruz? İnsanlarla nasıl konuşuyoruz, çocuğumuzla nasıl oynuyoruz? Yani ortada bir şov olmadan; yanımızda, yöremizde, çevremizde ve en önemlisi o görünmeyen dijital kitlemiz olmadan yaşadığımızda, hayatımızda neler kalıyor? Bunu görmeliyiz.
Şovu kendinize yapın arkadaşlar. Kendiniz için bir kahve yapın, kendinize bir kahve ısmarlayın. Evde kimse yokken, bahçenizde ya da terasınızda yalnızken, o denizin gerçek maviliğini fotoğrafların yapay efektlerinde kaybetmeyin; doğrudan gözlerinize, ruhunuza işleyin.
Sosyal medya bizden o kadar büyük bir gerçeklik çaldı ki, artık gerçek olan yaşanamaz hale geldi. Kendimize dönme zamanı gelmedi mi?