İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, İYİ Gelecek İçin Emek Çalıştayı'nın kapanışında konuştu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “Barış sürecinde siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin de hakkıdır” sözlerine yanıt veren Dervişoğlu, “Benim için sadece bir tek hak var. O da ‘Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal’” ifadelerini kullandı.
“BUNUN ADI BÜYÜME DEĞİL, BÖLÜŞÜM ŞOKU”
Çalıştayda farklı konfederasyon, sendika ve akademik çevrelerden temsilcilerin bir araya geldiğini belirten Dervişoğlu, Türkiye’de emeğin karşı karşıya olduğu sorunların ele alındığını söyledi. TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, KESK, HÜR-İŞ ve TİSK temsilcilerinin aynı masada buluştuğunu ifade eden Dervişoğlu, mevcut düzenin emek karşısında adaletsiz olduğunu savundu.
.jpg)
Ekonomik büyümenin çalışanların gelirlerine aynı oranda yansımadığını belirten Dervişoğlu, emeğin millî gelirden aldığı payın gerilediğini söyledi. Dervişoğlu, “Türkiye ekonomisi kâğıt üzerinde büyüyor, kişi başına millî gelir rekor diye ilan ediliyor ama büyümenin meyvesi çalışanın sofrasına değil, doğrudan doğruya malum çevrelerin kasasına akıyor” dedi.
Emeğin millî gelirden aldığı payın geçmişte yaklaşık yüzde 52 seviyesine çıktığını, son büyüme verilerinde ise yüzde 38’e gerilediğini belirten Dervişoğlu, “Bunun adı büyüme değil, bölüşüm şokudur” ifadelerini kullandı.
“İŞÇİSİNİ EZEN BİR DÜZEN MİLLÎ BİRLİĞİ DE EZER”
Sendikal hakların kullanımında çeşitli engeller bulunduğunu öne süren Dervişoğlu, toplu iş sözleşmesi ve grev haklarının yasal düzenlemeler, işveren baskıları ve idari kararlar nedeniyle fiilen kısıtlandığını savundu.
Maden, metal ve kâğıt işçilerinin grevlerinin millî güvenlik gerekçesiyle ertelenmesine değinen Dervişoğlu, “Bu ülkede neler oldu da can pazarındaki işçinin ekmeği millî güvenlik meselesi haline getirildi? İşçisini ezen bir düzen millî birliği de ezer” diye konuştu.
Dervişoğlu, sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması, grev ertelemelerinin sınırlandırılması ve taşeronluk uygulamalarına son verilmesi gerektiğini ifade etti.
"EMEKLİNİN BANKADAN ÇEKTİĞİ PARA 1 KURUŞ BİLE ARTMIYOR"
Emeklilerin düşük aylıklar ve güncelleme katsayılarındaki adaletsizlikler nedeniyle ekonomik sıkıntı yaşadığını belirten Dervişoğlu, en düşük emekli aylığı ile dört kişilik bir ailenin açlık sınırı arasındaki farka dikkat çekti.
Dervişoğlu, "Bugün en düşük emekli aylığı 23 bin 550 lira. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı, yani sadece mutfak masrafı ise 37 bin 801 lira. İktidar enflasyon zammını emeklinin eline geçen paraya değil, asgari ücretin çok altında kalmış hayali kök aylıklara yapıyor. Kâğıt üzerinde zam yapılmış gibi görünüyor ama milyonlarca emeklinin bankadan çektiği para 1 kuruş bile artmıyor. Yani emekliye fiilen sıfır zam yaratılıyor" dedi.
“TÜRKİYE’DE ADIM ADIM BİR PREKARYA EKONOMİSİ İNŞA EDİLİYOR”
Yapay zekâ, robotik ve dijital platformların çalışma hayatına etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaştığını ifade etti.
Uzaktan çalışma, karma mesai ve kısa süreli çalışma modellerinin reform olarak sunulduğunu söyleyen Dervişoğlu, uygulamalar üzerinden çalışanların sosyal güvencelerden yoksun kalabildiğini belirtti.
Dervişoğlu, “Güvencesiz, geleceğini planlayamayan, her an işini kaybetme korkusuyla yaşayan yeni bir sınıf oluşuyor. Bu kitle büyüdükçe yalnızca ekonomi değil, demokrasi de hırpalanıyor. Türkiye’de bugün adım adım bir prekarya ekonomisi inşa ediliyor” dedi.
“ASGARİ ÜCRET ÇALIŞANLARIN YARIDAN FAZLASININ HAPSOLDUĞU BİR TAVANA DÖNÜŞÜYOR”
Ücret ve vergi politikalarını da eleştiren Dervişoğlu, asgari ücretin çalışanlar için koruyucu bir taban olmaktan çıkarak geniş bir kesimin gelir düzeyini belirleyen bir tavana dönüştüğünü söyledi.
Enflasyon karşısında alım gücünün gerilediğini ifade eden Dervişoğlu, "Enflasyon durdurulamazsa asgari ücretliyi yılda tek artışa mahkûm eden sistem alım gücünü bütünüyle eritiyor. Asgari ücret artık koruyucu bir taban değil, çalışanların yarıdan fazlasının hapsedildiği bir tavana dönüşüyor. Ocakta alınan maaş aylar ilerledikçe buharlaşıyor. Kaşıkla verilen zam, kepçeyle geri alınıyor. Bunun üstüne KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergiler eklendiğinde krizlerin faturası doğrudan dar gelirlinin sırtına yıkılıyor" ifadelerini kullandı.