Millî Savunma Bakanlığı, Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığında Türkiye'nin onayı olmadan kablo, boru döşeme veya bilimsel araştırma faaliyetine izin verilmeyeceğini bildirdi. Bakanlık ayrıca GKRY'nin silahlanma faaliyetlerine tepki gösterirken Başika-Zilkan Yerleşkesi'nin Irak'a devredileceğini açıkladı.
Bakanlık, kıta sahanlığında izinsiz hiçbir faaliyete izin verilmeyeceğini vurgularken, GKRY'deki askeri geçit töreni ve silahlanma faaliyetlerinin Ada'daki hassas dengeleri olumsuz etkilediğini bildirdi.
"İZİNSİZ HİÇBİR FAALİYETE İZİN VERİLMEYECEK"
MSB tarafından yapılan açıklamada, uluslararası hukuk uyarınca Türkiye'nin kıta sahanlığında gerçekleştirilecek her türlü kablo veya boru döşeme ile bilimsel araştırma faaliyetinin kıyı devleti olarak Türkiye ile önceden koordine edilmesi gerektiği belirtildi.
Açıklamada, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de KKTC ve Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanı Sınırlandırma Anlaşmaları ile şekillenen ve 18 Mart 2020'de Birleşmiş Milletlere deklare edilen kıta sahanlığında, kıyı devleti olmaktan kaynaklanan hak ve yetkileri çerçevesinde izinsiz hiçbir faaliyete izin vermeyeceği vurgulandı.
ÜÇ ÜLKENİN GENELKURMAY BAŞKANLARI RİYAD'DA BULUŞTU
Mekke Savunma İttifakı kapsamında Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye Genelkurmay Başkanları, 25 Eylül'de Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da bir araya geldi.
Toplantıda üç ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki iş birliğinin daha ileri taşınması, askeri koordinasyonun ve kabiliyet entegrasyonunun artırılması ele alındı. Görüşmelerde ayrıca caydırıcılık ve kolektif savunmanın güçlendirilmesi konuları değerlendirildi.
"GERGİNLİĞİ ARTIRARAK İSTİKRAR ORTAMINA ZARAR VERİYOR"
MSB, GKRY'de düzenlenen askeri geçit töreninin de yakından takip edildiğini bildirdi.
Açıklamada, GKRY'nin devam eden silahlanma faaliyetleri ve üçüncü ülkelerle geliştirdiği askeri iş birliklerinin Ada'daki hassas dengeleri ve güven ortamını olumsuz etkilediği ifade edildi.
GKRY ve Yunanistan'ın gerçekleştirdiği belirtilen provokatif eylemlerin Ada'da karşılıklı güvenin tesisine yönelik çabalara katkı sağlamadığı, aksine gerginliği artırarak istikrar ortamına zarar verdiği kaydedildi.
Türkiye'nin garantör ülke olarak Kıbrıs Adası'nda adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümün, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesiyle mümkün olabileceği yönündeki yaklaşımı tekrarlandı.