MENÜ
Ankara 13°
Turktime
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Müftülük Nikâhı Ve Örtülü Af
Sibel Kızılkaya İtkü
YAZARLAR
23 Ekim 2017 Pazartesi

Müftülük Nikâhı Ve Örtülü Af

İktidar, hemen her alanı İslamileştirme projesinde kararlı adımlarla ilerliyor. Bu projenin ana eksenini ise eğitimden sonra, kadın ve aile politikası oluşturuyor.
       Dindar nesil yetiştirmek şiarıyla, eğitim sistemimiz süratle çağdaş ve bilimsel eğitimden uzaklaşırken, şimdi de Meclis Genel Kurulu’nda 18 Ekim’de kabul edilen Nüfus Hizmetleri Kanunu ile belediye memurlarının yanında il ve ilçe müftülüklerine de resmi nikâh kıyma yetkisi verilmiştir. Tasarının eski halinde bu yetki sadece müftülere verilmişken, kabul edilen son halinde “ müftülüklere” ibaresi eklenerek yetki devri yapılmış, dolayısıyla imamlar da nikâh kıyabilecekler arasına eklenerek, kanunun kapsamı daha da genişletilmiştir. Böylece tek bir inanç biçimi (Sünni İslam), eğitimden sonra,  toplumda herkesi kapsaması gereken medeni hukuk alanına da resmen müdahil olmuştur.
      Belki  “ne var bunda, resmi nikâh kıyıldıktan sonra, nikâhı kimin kıydığının ne önemi var” da diyebilirsiniz. Ancak konu, ne yazık ki o kadar masum değildir.
       Böyle bir düzenleme en başta mevcut anayasaya aykırıdır. Öyle ki Anayasa’nın 174/4 maddesi ile belediye memuru tarafından kıyılan resmi nikâh; “Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden” bu nedenle de koruma altına alınmış olan İnkılap Kanunları arasında sayılmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin çağa uyum yasalarından biri olan resmi nikâhın böylesine özel bir önemle korunması boşuna değildir.
      Ayrıca aile hukukuyla ilgili bir hususta, dini referans alan söz konusu kanun, bu yönüyle anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümleri arasında yer alan laiklik ilkesini ezip geçerken, aynı zamanda inançlardan birini, diğerlerine üstün kılarak eşitlik ilkesini de çiğnemektedir.  Eğer bu girişimin amacı, toplumda herkese Sünni İslam’ın inanç ve yaşam biçimini dayatmak olmasaydı, müftülerin- imamların yanı sıra, hahamlara, papazlara da nikâh kıyma yetkisi verilmesi gerekmez miydi? Kaldı ki hiçbir gruba ayrıcalık tanımadan herkesin tek ve aynı hukuka bağlı olması adaletin ve demokrasinin de bir gereğidir.
     Yine Medeni Kanunda tanımlanmış belediye memuru önünde kıyılan nikâh, bütün toplumu kucaklayıp birleştirirken, müftü nikâhı bölecektir. Çünkü ister-istemez evlenecek gençler ve aileleri üzerinde “Müslümanların müftü-imam nikâhı ile evlenmesi gerektiği” şeklinde bir mahalle baskısı oluşacaktır. Toplumda ayrışma ve bölünme her geçen gün artarken, bir başka sebebe daha ihtiyaç var mıdır?
     Kaldı ki kanunun gerekçesinde de belirtildiği gibi,  eğer amaç sadece evlilik işlemlerinin kolaylaştırılması ise acaba bugüne kadar nikâh dairelerindeki yoğunluktan dolayı kaç kişi evlenememiştir?
         Ya da amaç, erken yaşta evliliklerin ve çocuk istismarını engellemek için resmi olmayan imam nikâhlarının önüne geçmekse(!); o zaman da imamların, resmi nikâh olmaksızın, imam nikâhı kıymalarının yasaklanması, üstelikte bu konuda 2015’de kaldırılmış olan cezanın da geri getirilmesi gerekmez miydi? 
          Dolayısıyla müftülüklere nikâh kıyma yetkisi veren bu düzenleme ile şer’i hukuk, kamusal alana girmiş,  Cumhuriyetin ve demokrasinin teminatı olan laiklik ilkesine büyük bir darbe vurulmuştur.
        Örtülü Af
      Aslında aynı kanunun içinde en az müftülüklere nikâh kıyma yetkisi vermek kadar vahim, belki ondan da ağır sonuçlara yol açacak diğer bir değişiklikte;  “sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların doğum bildiriminin, nüfus müdürlüklerine sözlü beyanla” yapılacağına ilişkin düzenlemedir.
        Şu an mevcut düzenlemede,  doğan çocukları nüfus idaresine bildirme zorunluluğu olduğundan, çocuk istismarı er ya da geç ortaya çıkmaktadır.  Ancak sözlü beyanın yeterli olması halinde, kız çocuklarının yaptıkları doğumların bildirimine ilişkin zorunluluk ortadan kalkacağından, istismarcıların tespit edilmesi mümkün olmayacak ve neticede istismar görünmez kılınacaktır. Başka bir deyişle sözlü beyanın yeterli olması, daha önce tepki nedeniyle geçiremedikleri, çocuk istismarının evlilikle meşrulaştırılması yasa önergesinin, zımni olarak başka bir kılıfta meşruiyet kazanmasına, dolayısıyla istismarcılara örtülü af getirilmesine neden olacaktır.
         Ayrıca sözlü beyanın doğruluğunu araştırma yetkisinin, herhangi bir cezai yaptırımı olmadan sadece mülki idare amirinin insafına ve inisiyatifine bırakılmış olması da keyfiliğe ve istismara yol açabilecek niteliktedir.
        Her şey bir yana, bu maddedeki örtülü aftan yararlanmak isteyenler, çocuk anneleri sağlık kontrollerine götürmeyip, evde doğum yapmaya zorlayarak, anne ve bebeğin hayatını da tehlikeye sokabilirler.
       Umarım anayasaya tamamen aykırı, toplumdaki kutuplaşmayı keskinleştirecek, erken yaşta evlilikleri ve çocuk istismarını arttıracak bu yanlıştan, Anayasa mahkemesi tarafından dönülür. 
Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Misafir
 24 Ekim 2017 Salı 15:55
Ülkede ne hukuk ne de demokrasi kaldı. Din hayatın her alanına girdi. Belki de bunlar daha iyi günlerimiz...
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2018 Turktime