MENÜ
Ankara 13°
Turktime
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Körüklenen Ataerkil Zihniyet
Sibel Kızılkaya İtkü
YAZARLAR
22 Kasım 2017 Çarşamba

Körüklenen Ataerkil Zihniyet

Yıl 2017 ancak kadının insan hakları, kazanımları, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, cinsel istismar, tecavüz konularında halen bir arpa boyu yol alamadık. Aksine geçtiğimiz günlerde Dünya Ekonomik Forumu’nun açıkladığı Cinsiyet Uçurumu raporuna göre; 2006 yılından bugüne kadar, yavaş da olsa kaydedilen kazanımlarımız bile, 2017 yılında durmuş, hatta gerilemiştir.
        Öyle ki 2017 yılının ilk dokuz ayında 211 kadın ve kız çocuğu öldürülmüş, 64 kadına tecavüz edilmiş, 190 kadın taciz edilmiş, 258 kız çocuğuna cinsel istismarda bulunulmuş ve 306 kadına şiddet uygulanmıştır. Bu sayıların artmasında, şüphesiz iktidarın günden güne dozunu arttırdığı,  erkek egemen zihniyeti körükleyen, kadını dört duvar arasına hapsetmeye çalışan söylem ve düzenlemeleriyle,  ne yazık ki ideolojik dönüşümün en önemli ayağı olan kadınları toplumsal ve ekonomik hayattan hızla uzaklaştırma çabası da oldukça etkili olmuştur,
      Öyle ki devletin en üst kademesinden gelen cinsiyetçi söylemler; 4+4+4 eğitim yasasıyla kız çocuklarının okula gitme oranının her geçen yıl giderek azalması;  çıkartılan bir yönetmelikle lisede evliliğe izin verilmesi;  her ne kadar geri çekilse de tecavüzcüsüyle evlenen çocuğun mecidiyekoy escort namusunun kurtulacağı zihniyetiyle hazırlanan önerge; belediyelerce hazırlanan ve kadını sadece bir cinsel obje olarak gösteren kitapçıklar; kadına yönelik şiddeti değil, boşanmayı engelle, kadını değil, her ne pahasına olursa olsun aileyi koru” düsturu ile kurulan Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Ailenin Güçlendirilmesi Komisyonu; resmi nikâh kıyılmadan dini nikâh kıyan imam ve çiftlere ceza veren yasanın iptal edilmesi; müftülüklere resmi nikâh kıyma yetkisinin verilmesi; hatta boşanmada zorunlu arabuluculuğun getirilmek istenmesi;  sağlık takibi dışında doğan çocukların doğum bildiriminin sözlü beyanla yapılacak olması, dolayısıyla istismarın görünmez kılınmaya çalışılması; kadını sosyal ve ekonomik hayattan uzaklaştıran, erkek egemen zihniyeti topluma hâkim kılan düzenlemeler değil midir?
      Kadın Eve Hapsediliyor
       Tüm bunlar yetmezmiş gibi, 2010 yılında başbakanlık tarafından Avrupa Birliği’ne uyum yasaları çerçevesinde çıkartılan “kadın istihdamını ve fırsat eşitliğini arttırmaya yönelik genelge ”de, güncelleme bahanesi ile ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Peki, bu yeni genelge ile nelerden vazgeçilmektedir?
       Her şeyden evvel, eski genelgede yer alan “eşit işe eşit ücret imkânının sağlanması” hükmü ile  “kamu ve özel sektör işyerlerine yönelik yapılan denetimlerde, cinsiyet eşitliğine ilişkin hükümlere uyulup uyulmadığının denetlenmesi zorunluluğuna” yeni genelgede yer verilmemiştir
      Ayrıca kamu kurum ve kuruluşlarında işe giriş sınavları ile görevde yükselme hususlarında kadın-erkek eşitliğinin gözetileceğine ilişkin hükümle, yine “kamu ve özel işyerlerinde kreş ve gündüz bakımevi kurulması ve kurulup kurulmadığının denetlenmesi görevinin” de taslakta yer almaması, kadını iş hayatından tamamen silecek, kadınların yeterli olmasa da bu zaman kadar elde ettikleri tüm kazanımlarının ortadan kalkmasına yol açacaktır.
      Sorarım size, hal böyleyken Türkiye’de kadının iş ve sosyal yaşamın dışına itilmesinin, kadına yönelik şiddetin artmasının nedenlerini başka yerde aramak mümkün müdür?
       Dolayısıyla erkek egemen zihniyetle hazırlanan ve kadını sadece aile içine hapsetmeye çalışan tüm bu yasal düzenlemeler ve pratikteki uygulamalar,  şiddet uygulayan erkeklere devlet eliyle bir koruma zırhı sağlamakta, böylece erkek üstünlüğüne dayalı ataerkil sistem daha da güçlenmektedir. Sonuçta iktidar eliyle güçlendirilen bu  ataerkil zihniyet,  kadınları geleneksel, cinsiyetçi, kadınlık ve annelik rollerini kabule avrupa yakasi escort zorlarken, buna itiraz eden kadınları ise şiddetin tüm biçimleri ile cezalandırma konusunda kendini haklı görmektedir.
      Ezcümle kadının insan hakları için, kadına yönelik şiddetin ve istismarın önüne geçebilmek için, şimdiye kadar “Neler yapılması gerektiği” konusunda çok konuştuk ancak bugün geldiğimiz noktada, bu zamana kadar ki kazanımlarımızı bile kaybetme noktasına geldik.  O zaman belki de, artık neler yapılması gerektiğinden ziyade,  “Neler yapılmaması gerektiğine” odaklanmamız gerekiyor! Ne dersiniz?
Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2018 Turktime