MENÜ
Ankara 13°
Turktime
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Kadının Prangaları!
Sibel Kızılkaya İtkü
YAZARLAR
8 Mart 2018 Perşembe

Kadının Prangaları!

Ülkemizde kadın ancak ataerkil zihniyetin kendisine çizdiği sınırlar dâhilinde ve dayatılan toplumsal cinsiyet rollerini eksiksiz oynadığı ölçüde özgür olabiliyor. 
           Erkek egemen zihniyet her kaynaktan beslenip pompalanırken, kadının gerçek anlamda özgürlüğünü elde edebilmesi ise kısa vadede pek mümkün gözükmüyor. Çünkü erkek egemen zihniyetle hazırlanan ve kadını sadece aile içine hapsetmeye çalışan yasal düzenlemeler, uygulamalar ve söylemler,   erkek üstünlüğüne dayalı ataerkil sistemi günden güne güçlendiriyor. Öyle ki kadınları geleneksel, cinsiyetçi, kadınlık ve annelik rollerini kabule zorlayan bu zihniyet,  düzene itiraz eden kadınları ise şiddetin tüm biçimleri ile cezalandırma konusunda ne yazık ki kendini haklı görüyor.
       Üstelik 2011’de imzaladığımız İstanbul Sözleşmesi’nde; “kadına karşı şiddetin temel sebebinin, toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğu, bu nedenle yasal ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesinin şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğu” belirtilmişken, bırakın bu eşitliği sağlayacak düzenlemeleri, bilakis yıllardır cinsiyet eşitsizliğine yol açacak yasal düzenlemeler ve uygulamalarla, kadın toplumda gitgide ikincilleştiriliyor.
       Devletin en üst kademesinden gelen cinsiyetçi söylemler;  din adamları tarafından din kisvesi adı altında yapılan açıklamalar,  4+4+4 eğitim yasasıyla kız çocuklarının okula gitme oranının her geçen yıl giderek azalması;  çıkartılan bir yönetmelikle lisede evliliğe izin verilmesi;  her ne kadar geri çekilse de tecavüzcüsüyle evlenen çocuğun namusunun kurtulacağı zihniyetiyle hazırlanan önerge; resmi nikâh kıyılmadan dini nikâh kıyan imam ve çiftlere ceza veren yasanın iptal edilmesi; müftülüklere resmi nikâh kıyma yetkisinin verilmesi;  sağlık takibi dışında doğan çocukların doğum bildiriminin sözlü beyanla yapılacak olması, dolayısıyla istismarın görünmez kılınmaya çalışılması; 2016 yılında cinsel istismar suçlarına kademelendirme getirerek 12-15 yaş aralığında rıza kavramına kapı aralanması;  kadın istihdamını azaltan düzenlemeler ve bunun gibi daha pek çok düzenleme, kadını sosyal ve ekonomik hayattan hızla uzaklaştıran, erkek egemen zihniyeti topluma hâkim kılarak,  toplumsal cinsiyet eşitsizliğini körükleyen düzenlemeler değil midir?        
      Siyasal iktidarın ideolojisine uygun bir toplum oluşturmak şiarıyla çıktığı yolda en etkili enstrümanı, kadınlar ve onların yaşam biçimi olmuştur.
 
      Yaratılan bu düzende; aileden ayrı, özgür bir birey olarak kabul edilmeyen kadının en birincil görevi; tam da ataerkil zihniyetin dayattığı gibi ev işleri, annelik ve çocuk bakımıdır. Bu görevinin aksamaması içinse kadının iş yaşamını ikinci plana itmesi,  kendisinden özellikle beklenendir. Zaten 3-5 çocuk doğurması istenen kadına, yeterli kreş ve bakım hizmetlerinin sunulmaması başka nasıl yorumlanabilir ki?
 
      Ayrıca 4+4+4 eğitim sistemiyle örgün eğitimden hızla uzaklaşan kız çocukları, erken yaşta evliliklere itilmekte, dolayısıyla profesyonel iş hayatına atılma imkânları da söz konusu olamamaktadır.   Çalışmak istediğinde ise yeterli eğitimi alamadığından ancak düşük ücretli, çoğunlukla sigortasız ve kayıt dışı işlerde çalışabilmekte, yine bakım ve kreş hizmeti olmadığından, sonuçta kendisi de sistemin dayattığı  “kadının yeri evidir” düşüncesini kabul etmek zorunda kalmaktadır.
 
        Görüldüğü gibi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı temel mücadele ancak ve ancak çağdaş, aydın, laik ve bilimsel bir eğitimle mümkün olabilir. Lakin son 15 yılda eğitim sistemimizin gelmiş olduğu nokta, en azından yakın gelecekte toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabileceği konusunda hiç de umut vaat edici görünmemektedir.
 
        Ezcümle gerçek bir eşitlik için;  toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştiren söylem, eylem ve politikalardan vazgeçilmeli,  kadın aile kavramından ayrı ve eşit bir birey olarak kabul edilmeli, özellikle kız çocuklarının mutlaka okula devam etmesi sağlanmalı, kadının sosyal, siyasi ve iş hayatına erkeklerle eşit düzeyde katılabilmesini sağlayan yasal ve fiili düzenlemeler yapılmalı ve topluma hâkim kılınan ataerkil zihniyet mutlaka sorgulanmalıdır.
 
       Aksi halde sadece ağırlaştırılan cezalar ve hamaset nutuklarıyla bu sorunun çözümü mümkün olmayacaktır.
Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Misafir
 19 Mart 2018 Pazartesi 09:56
18.12 Sevinmemiz gerekirmiş biz de hemcins evlilikleri yokmuş:)) Ama ensest var, taciz var, tecavüz var, kadına şiddet var, kadın cinayetleri var... Ama ne gam ne keder, hemcins evlilikleri yok ya... Sözün bittiği yerdeyiz!
 Misafir
 16 Mart 2018 Cuma 18:12
ileride cinsiyet tercihlerini deyiştiriyor(eğitimle tabi:))erkek görünümlü kadın,kadın görünümlü erkek gibi.oysa yazarın hor görüp sıklıkla aşşağladığı(demekki bizden adam olmaz modu eğitimlede düzelmiyormuş eeyy yazar)anadolu halkı(o eğitimden geçmemişleri)yaşamın bir denge üzerine kurulduğunu,yaratılanın çift yaratıldığını bilir,ve buna iman eder.dediğiniz tedrisattan geçmediklerinden olsa gerek anadoluda hemcins evlilikleri yoktur.
 Misafir
 16 Mart 2018 Cuma 17:54
"Görüldüğü gibi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı temel mücadele ancak ve ancak çağdaş, aydın, laik ve bilimsel bir eğitimle mümkün olabilir."Yani elma armut­da benzeyecek,bunun içinde doğal yollar mümkün olmadığından eğitim şart,hemide çağdaş,aydın ve bilimsel olacak.peki bu elma nekadarda benzese armut tadı verecekmi?kendini armut gibi hissedecekmi?.herşeye muhalif,isyankar yazarımızın önerdiği sistemle mümkün(eğitimle neler neler mümkün değilki),ama sorun şu ki benzeşme çabaları ilerie
 Misafir
 10 Mart 2018 Cumartesi 13:49
ATATÜRK ne güzel demiş "Kadının birinci görevi analıktır." Atatürkçü bütün kadınlara duyurulur. Sayın yazar dünyanın hiçbir yerinde eşitlik yoktur. Bunu unutmayın. Herkesin bir görevi vardır ve o görevlerini yerine getirdiği müddetçe sıkıntı yoktur. Aile hayatından uzak yetişen bir bireyden ne beklenebilir soruyorum. Kreşlerde çocuklara ne kadar ilgi gösterilebilir.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2018 Turktime