MENÜ
Ankara
Turktime
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Demokrasi
Sibel Kızılkaya İtkü
YAZARLAR
1 Haziran 2017 Perşembe

Demokrasi

                    Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba!
                Bir süre yazmakla yazmamak arasında gidip geldim. Hiçbir fark yaratmayacağını bilmeme rağmen, “denizyıldızı misali, halen doğru bildiğimi savunmaya devam etmeli miyim, yoksa aykırı seslere hiçbir tahammülün kalmadığı böylesi bir ortamda, ben de sözcüklerimi gömmeli miyim”   diye düşündüm.     
              Ancak geçenlerde bir yerlerde okuduğum ve beni oldukça etkileyen  “yaşamın karşıtı ölüm değil, tepkisizliktir” sözü, her şeye rağmen mücadele etmenin ne kadar değerli olduğunu bana bir kez daha hatırlattı.
           Evet mücadele…  Demokrasiyi yeniden kurabilmek için, evrensel değerler için, temel hak ve özgürlükler için, basın ve ifade özgürlüğü için, yargı bağımsızlığı için, hukuk devleti için, geleceğe güvenle bakabilmek için,  hukuki güvenlik için ve Cumhuriyet’in tüm kazanımları için…
           OHAL’in artık olağan hale getirildiği, yüzbinlerce kişinin KHK’larla işten çıkarıldığı,  150’ye yakın medya organının (gazete, dergi, radyo ve TV) kapatıldığı, ifade ve basın özgürlüğünün kalmadığı, yargı bağımsızlığının yok edildiği, muhalif tüm seslerin sindirilmeye çalışıldığı bu ortam, takdir edersiniz ki demokrasi geleceğimiz konusunda pek de umut vaat edici görünmemektedir.  Oysa toplumsal huzur ve istikrarımız için asgari müşterekte elzem olan şeyler,  çoğunlukçu değil, çoğulcu bir demokrasi;  kutuplaştırıcı değil, kucaklayıcı bir dil; sansür değil, ifade ve basın özgürlüğü;  kuvvetler birliği değil, denetim, dolayısıyla bağımsız ve tarafsız bir yargıdır.
          Geçtiğimiz günlerde Hâkimler ve Savcılar Kurulu(HSK) üyeliği için Meclis’te yapılan seçim ise yargının artık bağımsız ve tarafsız olmasının mümkün olmayacağı gerçeğinin altını bir kez daha çizmiştir.  Bu durum elbette sürpriz değildir. Ancak hâkimler ve savcıların mesleki kaderini belirleyen HSK üyelerinin 7’sinin meclisteki partiler tarafından seçildiğini görmek, bilhassa bir hukukçu olarak içimi acıtmıştır.
          Öyle ki Hâkimler Savcılar Kurulu’na meclis tarafından seçilecek 7 üyenin seçiminde, AKP için 5, MHP içinse 2 olarak belirlenmiş kontenjana, parti yönetimlerinin belirlediği anahtar liste üzerinden oy kullanılmıştır.  Toplamda 13 olan HSK üyelerinin, 4’nün Cumhurbaşkanı tarafından seçileceği, kalan diğer iki üyenin ise Adalet Bakanı ve müsteşar olduğu düşünülürse,  yargının artık bağımsız ve tarafsız olduğunu iddia etmenin eşyanın tabiatına aykırı olduğu gerçeği son derece açıktır. 
       Hâlbuki gerçek demokrasilerde,  olmazsa olmaz olan yegâne şey bağımsız ve tarafsız bir yargıdır. Bunun için yönetim biçiminin parlamenter ya da başkanlık sistemi olması da fark etmez. Yargının bağımsız olmadığı, denetim mekanizmasının işlemediği bir sistem, sonunda keyfiliğe ve otoriterliğe dönüşmeye mahkûmdur. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu yanlıştan bir an önce dönülmesinden başka umudumuz kalmamıştır…
               Yine gözaltına alınan, tutuklanan yüzlerce gazetecinin dramı da ülkemizin demokrasi karnesini bir hayli zayıflatmaktadır. Oysa demokratik ülkelerde, herkesin kamusal tartışmalara katılımına olanak sağlamak suretiyle görüşlerini ve düşüncelerini açıklaması için gereken ortamı sağlamak, her devletin görevidir.  Devlet mademki bu yükümlülüğünü yerine getirmek zorundadır, o halde kendisi hakkındaki bütün eleştirilere de katlanmak zorundadır. Aksi halde basın, kamuoyunun gözü kulağı olma görevini yerine getiremez.  
            Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre de, “ifade ve basın özgürlüğü sadece lehte zararsız ve ilgilenmeye değmez haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler içinde esastır.” Özellikle siyasetçiler söz konusu olduğunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, (AİHM) eleştirinin sınırlarını fevkalade genişletmiş, bu eleştirilerin “abartılı, hatta tahrik edici içeriği bile sahip olabileceğini” kararlarında açıkça belirtmiştir.
        Başka bir deyişle sorun sadece basın özgürlüğünden ibaret olmayıp, herkesin ifade özgürlüğünün ve bilgi edinme hakkının sağlanması,  dolayısıyla temel hakların korunması sorunudur. Sorun aslında, insan hakları, demokrasi sorunudur…
Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Misafir
 19 Temmuz 2017 Çarşamba 16:14
cumhuriyetin kuruluşunda otorite kimdi?ya öncesinde?ya sonrasında ?sizin derdiniz otoritenin elden gitmesi.ayni batı mantığı;bende başkanlık sende parlamenter sistem iyi duruyor .bende demokrasi sana cumuriyetin yollari.bana bal börek sana çay simit bile fazla...erdoğan olunca diktatör sisi ye kırmızı halılar.sayin yazar yazmadığınız günler daha aydinlikti .başladınız istanbulu sel aldı..
 Misafir
 19 Temmuz 2017 Çarşamba 16:04
"abartılı, hatta tahrik edici içeriği bile sahip olabileceğini"bunun anlamı ne?acaba bizim sevmediğimiz liderlere ,kişilere sövmek serbest olabilirmi?batıda bir lidere abartılı bir cümle şöyle dursun karşı cumle bile kurulamaz.kendileri liderlerimizi biryana bırakın peyganberimize kadar sövmedikleri birini bıraktılarmı?atorite:kötü bişeymi(bu mavi marmara olayında otoriteden izin alınmalıydı diyen şahsiyetsizin darbe yapmasına benzer)darbe gerçekleşse otorite kendisi olmayacak mı idi.
 Misafir
 19 Haziran 2017 Pazartesi 12:57
Teröristlerin vatan hainlerinin reklamını yapmak onlara arka çıkmak devlet sırlarını ifşa etmek basın özgürlüğü değilmi. Tebrik ediyorum. O zaman neden kendi fikirlerinize karşı yorum yapılınca hoplayıp sıçrıyorsunuz. Adalet sizsiz daha iyi. Keşke biraz daha sessiz kalsaymışınız.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2018 Turktime