MENÜ
Ankara 11°
Turktime
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
'Hayır'lısı Olsun!
Sibel Kızılkaya İtkü
YAZARLAR
13 Nisan 2017 Perşembe

'Hayır'lısı Olsun!

Bu pazar günü, ülkemizin tüm geleceğini etkileyecek fevkalade önemli bir seçim yapılacak.  Öyle ki bu seçimle, tek bir adamın 80 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti’nde, yürütmede, yasamada ve hatta yargıda, tek söz sahibi olmasını isteyip istemediğimize karar vereceğiz.
         Ya da başka bir deyişle,  tek bir kişiye  “en iyisini sen bilirsin, bu nedenle bizim için doğru olan kanunları sen yap, bunları uygula, hatta bizim sana olan güvenimiz tam, ama yine de istersen kendi kendini denetle” diyerek “evet”;  ya da kuvvetler ayrılığına, bunca yıllık demokrasi birikimimize, hukuk devletine, üniter yapımıza sahip çıkarak “hayır” diyeceğiz.
         Ayrıca bu seçimde, Cumhuriyet’in değiştirilemez niteliklerini değiştiren ve kazanımlarını yok eden, kuvvetler ayrılığını, yargı bağımsızlığını ve yürütmenin denetimini ortadan kaldıran, tüm gücü tek bir kişinin eline teslim eden,  dolayısıyla demokrasiden tamamen vazgeçmek anlamına gelen bir rejim değişikliğini onaylayanlar ve onaylamayanlar olarak da keskin bir biçimde bir kez daha ikiye ayrılacağız.
         Her şeyden evvel sandıktan “evet” çıkması durumunda rejim değişikliğinin gerçekleşeceğini ve “seçimli otokratik bir rejimin” artık kurumsal bir hal alacağını unutmayalım. Bu nedenle ileride ortaya çıkabilecek tüm tehlikeli durumlar için 16 Nisan tarihi, tabiri caizse köprüden önceki son çıkış olacaktır.
         Aslında bu seçim, referandumdan ziyade tek adam sultasını resmileştirmeyi amaçlayan ve anayasamızdaki değiştirilemez hükümlerinin değişmesini oylatan, gizli bir plebisittir. Öyle ki Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez; Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim şeklinin Cumhuriyet ve ayrıca bir hukuk devleti olduğuna ilişkin hükümleri, bu seçimde evet çıktığı takdirde otomatik olarak değişecektir.  Çünkü iktidar tarafından güya değiştirilemez ilk 4 maddeye dokunulmadığı söylenirken, değiştirilen diğer maddelerle birlikte, bu değiştirilemez maddelerin de içleri tamamen boşaltılacaktır.
                Hepimiz bu referandumla gerçekleştirilmek istenen rejim değişikliğinin gerçek amacının, kuvvetler ayrılığının iktidar için ayak bağı olarak görülmesinden kaynaklandığını biliyoruz. Hâlbuki gelişmiş demokrasilerde denge, denetim ve fren mekanizması sağlayan kuvvetler ayrılığı, yüzyıllık bir birikim ve tecrübenin eseri olarak ortaya çıkmıştır. Evet, frensiz kamyon gerçekten de hızlıdır, ancak kontrolsüz olduğundan, aynı zamanda çok da tehlikeli olduğu unutulmamalıdır.
                Bilhassa bu üç kuvvet arasında en önemlisi olan bağımsız ve tarafsız yargı ise insan haklarının ve özgürlüklerinin dolayısıyla demokrasinin tek teminatıdır.   Ancak 16 Nisan’da yapılacak olan referandumdan şayet “evet” çıkarsa; Türkiye Cumhuriyeti’nden önce yargının yönetim şekli değişecek ve tamamen partili bir yargı oluşturulacaktır.   Çünkü diğer hükümlerin yürürlüğe girmesi için her nedense 2019 yılı beklenecekken, yargıda yönetim şekli değişikliği ile birlikte,  partili cumhurbaşkanlığı düzenlemesi ise, referandumun kabulünün hemen ertesinde yürürlüğe girecektir.        
                  Öyle ki adli ve idari yargıda görev yapan hâkim ve savcıların özlük hakları üzerinde tasarrufta bulanan, aynı zamanda Danıştay ve Yargıtay üyelerinin önemli bir kısmını belirleyen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun şu anda 22 olan üyesi, bu değişikliğin kabulü ile birlikte 13’e düşürülecek ve mevcut üyeler hemen tasfiye edilecektir. Bu 13 üyenin; 6 üyesi Cumhurbaşkanı tarafından, geri kalan 7 üye de, Cumhurbaşkanı’nın partisinin çoğunlukta olduğu meclis tarafından seçilecektir.
            Aynı zamanda kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin anayasaya uygunluğunu denetleme yetkisine olan sahip olan Anayasa Mahkemesinin toplam 15 üyesinin; 12’sini Cumhurbaşkanı atarken, kalan 3 üyeyi ise yine cumhurbaşkanının partisinin çoğunlukta olduğu meclis tarafından atanacak olması da Anayasa Mahkemesinin de bağımsızlığından söz edilemeyeceğini açıkça göstermektedir.
           Dolayısıyla 16 Nisan’da yapılacak olan anayasa değişikliği ile ülkemiz bir yol ayrımına getirilmiştir. Sandıktan “evet”  çıkması durumunda Cumhuriyetin temel nitelikleri olan demokrasi, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığından söz etmenin mümkün olmayacağı açıktır.
        Gelin bu oyunu bozalım! Demokrasimize ve Cumhuriyet’in tüm kazanımlarına sahip çıkarak, dünyada eşi benzeri olmayan ve ülkemizi çağın gerisine taşıyacak bu rejim değişikliğine,  hep birlikte “HAYIR” diyelim! 
Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Misafir
 18 Nisan 2017 Salı 10:57
Sayın yazar soruyorum size Atatürk ve İnönü zamanında demokrasi hukuk ve adalet varmıydı. Bu yöneticileri kim denetliyordu bana cevap verirmisiniz. Veya Bu yöneticilere yetkiyi kim verdi.O kadar inkılap nasıl yapıldı milletemi soruldu? Başkanlık sistemine diktatörlik diyorsunuz. Başkanı seçen halk değilmi? Neyin peşindesiniz anlamadım. Halk ben (sizin deyiminizle DİKTATÖRLÜK) başkanlık yöntemiyle yönetilmek istiyorum dedi. Bu halkta size göre ne istediğini bilmeyen çoban takımı değilmi.
 Misafir
 13 Nisan 2017 Perşembe 19:12
Sayın İtkü,başkanlık sisteminin bize getireceği zararları çok net ve anlaşılır bir şekilde, her kesimin anlayacağı bir şekilde özetlemişsiniz, teşekkürler.Bu anayasa değişikliği ile getırılecek Başkanlık Sistemi tamamen keyfi bir yönetımin temelini oluşturacaktır. Bunun sonrası tam bir dikta rejimidir.Bu yüzden ben parlementer sistemin devam etmesinden yanayım.TBMM, cumhuriyetimizin sigortasıdır.Halkımız muhakkak oyunu kullamalıdır.
 Misafir
 13 Nisan 2017 Perşembe 18:35
Bir kişiye bu kadar yetkinin verilmesi insan haklarına da aykırı değil mi? Bir insana bu kadar yük yüklenir mi? :)
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2018 Turktime